Bugun...
31.12. 1954 Muhsin Yazıcıoğlu’nun doğum günü Birkaç güzel anı, birkaç satır yılbaşı…


Mustafa Toygar UYAN EY TÜRK MİLLETİ
mustafa@haberplatosu.com
 
 

 

        Birçok insanın yılbaşını kutlamamak için abuk-sabuk kutlamalar icat ettiğini biliyoruz. Mesela bunlardan bir tanesi, Mekke’nin fethi… Mekke’nin fethi 11 Ocak’a denk gelmesine rağmen sanki yılbaşına alternatif kutlama yapmak istercesine bu tarihi 10 gün geriye çekerek kutlamalar yapılıyor.

       Ne büyük aymazlık, saçmalık değil mi?

       Mekke’nin fethini yılbaşına alet etmeyelim, kurban etmeyelim.

       On binlerce okul açmışız ama yılbaşını, yılbaşı kutlamalarını ve dahi Noel’i çocuklarımıza anlatamamışız.

      Yeni bir güne, yeni bir haftaya, yeni bir aya, yeni bir yıla güzel dileklerle başlamak ne güzel…

        Kötü şeyleri arkamızda bırakarak, taze bir fidan gibi, yeni doğan güneş gibi,  güzel başlangıçlar yapma enerjisini kendimizde bulabiliyorsak ne güzel…

        Noel Hazreti İsa’nın doğumuna inanıldığı tarihte, Hıristiyanlarca Kilislerde dualarla kutlanılan dini bir gündür. Biz tüm peygamberlere inanıyoruz, bu bakımdan Hazreti İsa’nın doğduğu gün de bizim için güzel bir gündür.

      Müslüman’ca Hz. İsa’yı anmak da güzeldir.

      Ancak yılbaşı kutlamaları asla Müslüman’ca değildir.

      Peygamber efendimiz buyuruyor ya; “onlara benzemeyiniz” diye…

      Evet, yılbaşı ayrı, Noel ayrı ama yılbaşı kutlamaları da bir başka ayrı…

       Yılbaşını yeni bir güne başlarcasına; dualarla, iyi dileklerle, Müslüman’ca idrak ediyorsak hiçbir sorun yoktur.

       Fakat yılbaşı kutlamalarını Hıristiyanlar gibi kutluyorsak, imanımızı, inancımızı gözden geçirmemiz gerekiyor.

       Sokaklar “Noel Baba” dan geçilmiyorsa sorun var demektir.

       Bu bağlamda 2018’in;  İslam Âlemi, Türk Dünyası ve tüm dostlarım için hayırlı huzurlu geçsin diliyorum.

 

       31.12. 1954 Muhsin Yazıcıoğlu’nun Doğum günü

 

        Maveradan yükselen bir ses,
        Yesevi’den bir nefestin.
        Akif’in Asım’ından öte,
        Bir büyük Alperen’din.

 

       Hayatıma; çok büyük anlam katan, değer katan, yıllarca birlikte çalışmaktan mutlu olduğum başkanımız, dava arkadaşımız Muhsin Yazıcıoğlu’nun doğum günü de 31 Aralık…

       Yine 31 Aralık; büyük fikir adamı, inandığımız davanın teorisyenlerinden Seyyid Ahmet Arvasi’nin de ölüm yıldönümü.

       Bu iki büyük insanı bugün Selçuklu Vakfı olarak Hamamönü’de andık.

       Ben de bu vesile ile Muhsin Başkanla ilgili birkaç anımı okuyucularımızla paylaşmak istedim. Aslında bu anıların bir kısmını başkanımızın şahadetinden hemen sonra Anadolu Ajansıyla paylaşmıştım.

       BBP’ de 10 yıl birlikte çalıştığımız, karış karış birlikte Türkiye’yi dolaştığımız, birlikte Türkiye olduğumuz Muhsin Yazıcıoğlu gerçek bir gönül adamıydı.

      Öyle ki bazen arkadaşlarla bir araya geldiğimizde onun politika çirkefinde olmaması gerektiğini konuşurduk. Kitaplardan okuduğumuz tasavvuf ehli insanlardan farkı yoktu. Ama onun aynı zamanda yiğit ve aksiyon içerisinde olan kahraman bir duruşu vardı elbette.

      Yine de dostlarına karşı çok mülayim ve şefkatliydi.

       Hatta Abdurrahim Karakoç ona; “Senin iki yüzün de Yunus Emre, siyasette bir yüzün Yavuz Sultan Selim olacak” derdi.

       Muhsin Yazıcıoğlu gibi yiğit, imanlı, inançlı bir alperen (derviş, mücahit) önderini tanımak belki de hayatıma; çok büyük gurur, mutluluk veren muhteşem hadiselerin başında gelir.

       Muhsin Başkanla 1995 yılında Nevzat Kösoğlu’un bürosunda tanışmıştık.

1998 yılında emekli olmuştum ve İzmir’de ikamet ediyordum. Muhsin Başkan aramış, ben de tesadüfen o gün Ankara’daydım. O gün beni buldular ve haber verdiler. Meclisteki odasında buluştuk.

        “Sana bir görev vermek istiyorum, kabul edersen” demişti.

       “Kabul ettim” dedim.

       “Dur bakayım, daha ne görev vereceğimi bilmiyorsun”

       “Ne görev verirseniz verin, kabul ediyorum” dedim.

       “Yakında partimizin Büyük Kurultayı var, Genel Yönetim Kurulu Üyesi olmanı istiyorum”

       “Şeref duyarım” dedim.

       9-10 yıl birlikte çalıştık, 1999 seçimlerinde milletvekili adayı da oldum.

       O bana “oba reisi” derdi.

       2002’ydi sanırım, bir gün Nevzat ağabey (Kösoğlu) çağırmış. Nevzat ağabey, Türk Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı müdürü olmamı istiyordu. Kendisi vakıf başkanıydı.

        “Muhsin Başkana sormadan kabul edemem” dedim.

        Muhsin Başkan’a durumu anlattım, bana; “Seni daha önce Nuri Ağabey (Nuri Gürgür, Türk Ocakları Genel Başkanıydı) istedi ama ben sana söyleyemedim. Gidersen bizim için de iyi olur, bir arkadaşımızın orada olması iyi olur. Türk Ocakları da bizimdir” demişti.

       Tabi Nevzat Ağabey’le de çalıştık birkaç sene…

       Çok uzatmak istemiyorum, Muhsin Başkan’la ilgili pek çok hatıramız vardır ama ben sadece bir-ikisini paylaşayım ve onu da rahmetle minnetle analım.

       ''Parti genel merkezindeyiz. Cuma namazına 5-6 dakika var ve namazı Kocatepe Camisi'nde kılacağız. Genel Başkan Yardımcıları araçların hazırlanması için talimat verirken genel başkanımız 'Ne yapıyorsunuz siz, Kocatepe Camisi şurası değil mi? Yürüyerek gideriz' dedi. Tabii arkadaşlar hemen itiraz ettiler, 'Yetişemeyiz başkanım' dediler. Çünkü yürüyeceğimiz mesafe yine 500-600 metreydi. Genel başkanımız 'Yetişiriz, yetişiriz' diyerek yürümeye başladı. 15 kişi kadardık. Ben ve 1-2 kişi ona yetişmek için koşturuyorduk. Diğerleri çok arkalarda kalmışlardı. Tam caminin kapısından girerken ezan okunmaya başlamıştı.

      Başkan, kapıdan içeri girerken dönüp arkasına baktığında göz göze gelmiştik. Gözleriyle 'Bakın nasıl yetiştik' diyordu.
''Namazdan sonra yine yürüyerek Tuna Caddesi'ndeki BBP Genel Merkezi'ne dönüyorduk. Herkes nefes nefese kalmıştı. Başkanımız bize dönüp bıyık altından tebessüm ederek 'Hadi gelin size yemek ısmarlayayım' dedi. 11 kişi Mithatpaşa Caddesi'nde bir lokantaya gittik. Yemekler yendi, sonra tatlılar söylendi, bir kişi tatlı istemedi. Hesap pusulası geldi. Elini cebine sokarken 'İnşallah param yeter' dedi. Hesap pusulasındaki miktarla başkanımızın cebinden çıkan para, kuruşu kuruşuna aynıydı. Herkes birbirinin gözüne bakmaya başlamıştı. O bir kişinin tatlı yememesi de ayrı bir tesadüf müydü? Yoksa Allah sevdiği kulunu mahcup etmemiş miydi?''

       Muhsin Yazıcıoğlu diğer partilerin genel başkanları gibi zengin değildi. Zengin olsa dahi değişen bir şey olmazdı. Onun cebinde para kısa süreli molalarla kalırdı. Hayatımda cömertçe parasını böyle paylaşan başka birine rastlamadım.

 

       16 yıldır İlk Günkü Heyecanla


      Adana'dan BBP milletvekili adayı olduğum 1999 genel seçimlerinde 3 ay boyunca gezmediğimiz köy ve kahvehane kalmamıştı. Partili partisiz herkes genel başkanımız hakkında övgü dolu sözler söylüyor ve 'Muhsin Başkanı çok seviyoruz ama barajı aşamazsınız' diyorlardı. Seçim sonuçları benim için faciaydı. Millet yine 'ehvenişer' demişti. Pes etmiştim. Zaten son yıllarda partiyi kuranlar dahi pes etmiş, bir kenara çekilmişti ama Muhsin Başkandaki enerji ve mücadele ruhuna hayret ediyorduk. Yüzde 1-1.5'la 16 yıldır parasız pulsuz mücadelesine ilk günkü heyecanla devam edebilen bir lider var mıydı? Yazıcıoğlu biyonik bir adamdı, bitmez tükenmez bir enerjisi vardı.

       Aydın, Muğla ve Denizli’den sorumlu olduğumuz dönemdi. Günlerden Cumartesi; Aydın ve Denizli’nin kongrelerini yapacağız. Bir gün önceden Aydın’a gitmiştik. Cumartesi sabah saat 07.00'de uçakla İzmir'e gelen Başkanımızı karşıladık ve Aydın’a hareket ettik.  

       Bir takım ziyaretler, Aydın ve Denizli kongreleri yapıldıktan sonra saat 24.00 dolaylarında İzmir’de konaklayacağımız otele döndük. Başkan sabah saat 07.00'de, televizyon programı için yine uçakla Ankara’ya dönecekti. Ancak İzmir teşkilatından arkadaşlar başkanımızı bir türlü bırakmıyorlardı. Başkanımızla saat 04.00 civarına kadar oturmuşlar. Saat 06.00'da da başkanımız oteli terk ederek havaalanının yolunu tutmuştu. Biz ise ertesi gün öğleye doğru saat 11.00'de kalkabilmiştik. İki gün hiç uyumayan başkanımız Pazar günü televizyon programına çıkacaktı.

       Evet, onu hepimiz çok seviyorduk ama sağlığını, dinlenmesini, kendisine vakit ayırmasını hiç düşünmüyorduk.


         Şahadetinden 5-6 ay önceki bir anım da:
 

        Başkan, oğlum Ramazan'ın kirvesiydi. Ramazan, Selçuk Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nü kazanmıştı. Bir gün Konya'ya gitmeden önce 'Baba gidip Muhsin Başkanımızın elini öpmek istiyorum' dedi. Gittik, epeyce başkanımızla oturup sohbet ettik. Muhsin Başkanımız Ramazan'a öğütler de verdi. Çıkarken Ramazan'a 'Sen bir dakika dur bakayım' dedi. Arkamı dönüp baktığımda elini cebine atmış para çıkarıyor. 'Lütfen başkanım' dediysem de 'Sen karışma, kirvemize küçük bir cep harçlığı da mı vermeyeceğiz' dedi. Cebindeki tüm parayı çıkarıp Ramazan'ın avucuna bırakırken mahcup bir edayla 'Cebimdeki tüm para bu' diyordu. Evet, cebindeki 140 lirayı Ramazan'a vermişti. Ramazan da üzülmüştü. 'Başkanın elini öpmeye gittik, niçin para verdi ki' diyordu.

       Oğluma; “ne yapabilirdim ki, biz itaat kültürüyle yetiştik, başkan emir verdikten sonra yapacak bir şey yoktu” dedim.

       Doğum gününde Muhsin Başkanı, Ölüm yıldönümünde Seyyid Ahmet Arvasi ve tüm geçmişlerimizi rahmetle anıyorum. Mekânları Cennet olsun.


 

 





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
YUKARI