Bugun...
Muhsin Yazıcıoğlu’nun bıraktığı yerden yola devam…


Mustafa Toygar UYAN EY TÜRK MİLLETİ
mustafa@haberplatosu.com
 
 

  

 Muhsin Yazıcıoğlu’nun bıraktığı yerden yola devam…

BBP YİK Başkanı Ülkücü fikir ve siyaset adamı Hakkı Öznur, Kıbrıs’tan sonra adım adım Anadolu’yu gezmeye, Alperenlerle kucaklaşmaya devam ediyor. Son durak Bursa….

Muhsin Yazıcıoğlu’nun en yakın dava arkadaşlarından Hakkı Öznur; “Adım adım Anadolu’yu gezeceğiz, Alperen’lerle buluşacağız. Onlara Muhsin Yazıcıoğlu’nun Türk-İslam davasını anlatacağız. Onun penceresinden gündemi değerlendireceğiz. Onun dava bayrağını bir an olsun yere düşürmeyeceğiz” dedi.

Bbp Yüksek İstişare Kurulu (YİK) Başkanı  Hakkı Öznur: Alperenlik, Putları Kırmak Ve Muhammedi Nizamı Kurmaktır.    

BBP YİK Başkanı Ülkücü fikir ve siyaset adamı Hakkı Öznur’un son durağı Bursa’ydı. Bursa Alperen Ocaklarının düzenlediği iftar programına katılan Öznur orada Alperenlere bir konuşma yaptı. Bursa Alperen Ocaklarının iftar yemeğine yaklaşık 750 kişi katıldı. Yemeğe BBP YİK Başkanı Hakkı Öznur ile birlikte YİK üyesi Ekrem Alfatlı, BBP Bursa İl Başkanı Mehmet Gebeş, ANDA  “kardeşe vefa derneği” Başkanı Okan Tosun Suriye Türkmenleri ve çeşitli STK temsilcileri çok sayıda Alperen genç katıldı.

Hakkı Öznur programı sonrası Bursa Alperen Ocaklarını ziyaret ederek gençlerle sohbet etti. Hakkı Öznur, İftar programında şu  konuşmayı yaptı:

Ülkücü Hareketin Fikir Mimarlarındandır

BBP “Yüksek İstişare Kurulu” Onursal Başkanı muhterem dava büyüğümüz, ağabeyimiz Ülkücü Hareketin fikir mimarlarından Ahmet Er ağabey, üç ayların üçüncüsü olan Ramazan ayının üçüncü gününde, İstanbul’un fethinin yıldönümünde, güzel günlerde mübarek günlerde  Rahmeti Rahman'a kavuşmuştur.

90 yıllık ömrünü Türk- İslam Ülküsüne vakfetmiş Kuran ve Sünnet çizgisinde hayat sürmüştür. Her zaman dik durdu, düz yaşadı, İnandığı yüce değerlere hep bağlı kaldı.  Alperence bir hayat sürdü.   

Milli ve yerliydi.  Dava adamı idi. Referansı Kur’an ve sünnetti. Fikri ve siyasi yaşamında hep milli ve İslami değerleri savundu. İnandığı hak yolda inançla, azimle ve kararlılıkla yürüdü. İnandığı hak davadan asla taviz vermedi.  Rahmet ve şefkat peygamberinin izinde yürüdü.

Davamızın fikir mimarlarından olan Ahmet Er büyüğümüz 1969’da “Muhammedi Nizam” demiştir. Türk-İslam sentezi değil, “Türk- İslam ülküsü” demiştir. “Davamızın adı Nizam-ı Alem İlay- Kelimetullah davası” demiştir. Davamız Türk-İslam kültür ve medeniyet davasıdır.

“Biz gayemizi; İlay-ı Kelimetullah için Nizam-ı Alem Ülküsü diye tercih ettiğimize göre kaynağımız Kur’an olacaktır” demişti.

1965-1980 yılları arasında (CKMP)  MHP de üst düzey görevlerde bulundu 12 Eylül darbesi ile kapatılan MHP de Genel Başkan Yardımcılığı görevini yapıyordu.

Ahmet Er MHP ve Ülkücü Kuruluşlarda yüzlerce konferans verdi Ülkücü hareketin yayın organlarına destek verdi. Ülkücü Gençliğin çıkardığı dergilerde onun fikirlerine önem verilirdi. 12 Eylül 1980 öncesi çıkan son gençlik dergisi olan “Birliğe Çağrı “ dergisinin isim babasıydı.

CKMP- MHP döneminde bir kez milletvekili ve senatör adayı oldu.Ahmet Er 12 Ekim 1969 genel seçimlerinde MHP’den adaydı. MHP adına radyo konuşması yapmıştı. Bu konuşma büyük ses getirmişti.  Liberal kapitalist sistemi sorgulamış, çözüm yolu olarak da Hak, Hukuk ve Adalet nizamı olarak Muhammedi nizamı göstermişti. Bu konuşmasından dolayı Türk Ceza Kanunu 163. maddeden yargılandı. Ahmet ER ağabey Muhammed-i nizam konuşmasında şu tarihi sözleri söyler:

Unutulmamalıdır ki bir toplumda bin kişi ölürse millet eksilmez. Bir hak çiğnenirse devlet yıkılır”.

Medeniyetler ilim ve ahlak ile kurulur. İlimsizlik ve ahlaksızlıktan çökerler”.

Unutmayalım ki İslam hayatımızın bütünüdür. Dünya ve ahret mutluluğumuzun kaynağıdır.”

Kamil bir  Müslüman ve dava adamı olan Ahmet Er ağabey sisteme muhalifti. Ülkücüydü. Her zaman önce ahlak ve maneviyat vurgusu yapmıştır. 

Bir iman ve gönül adamı hak dostu olan muhterem büyüğümüz Ahmet Er, bu kutlu ve mübarek yolda büyük çileler çekmiş, bedeller ödemiştir.

Ahmet Er ağabey bir sohbetinde  “Tarih boyunca görüldüğü gibi bütün zalimler mezarlarını kendileri kazarlar.”  der.

Büyük bir fikir ve dava adamı olan gönül insanı, güzel insan,  dava büyüğümüz Ahmet Er siyasi yaşamı boyunca zulme rıza göstermemiş, zalimlere boyun eğmemiştir.

Türkiye’nin siyasi tarihinin en önemli olaylarına tanıklık etmiş, hatta bizatihi içinde yaşamış bir aktördü.

Ahmet Er büyüğümüzün ülkücü hareketin siyasal olarak ortaya çıkışında ve ülkücü hareketin fikri ve siyasi gelişiminde tarihsel rolü ve etkisi büyüktür. Ülkücü gençliğin ve kadroların milli ve İslami şuurla yetişmesinde çok büyük katkısı vardır.

Dava büyümüz Ahmet Er,  12 Eylül 1980 darbesi sonrası cuntacılar tarafından tutuklanmıştır. Darbeci çeteyi ve darbecileri Mamak mahkemelerinde perişan etmiştir.   Yapmış olduğu tarihi savunması ve dik duruşu hala konuşulmaktadır.

Ahmet Er 12 Eylül darbesi sonrası uzun bir dönem siyasete ara vermiştir. Ancak çok sevdiği liderim dediği Muhsin Yazıcıoğlu’nun 7 Temmuz 1992 tarihinde MÇP’de ayrılmasıyla birlikte tereddüt etmeden hemen onun yanında yer almış destek vermiş şehadetine kadar da Muhsin Başkanla dava arkadaşlığı yol arkadaşlığı yapmıştır.

BBP nin kuruluş döneminde Anadolu’yu ve Avrupa’yı karış karış gezmiş  “Büyük Birlik” hareketini anlatmıştır. “Neden Büyük Birlik?”  “Bunalımdan Çıkış Yolu” vb. birçok konuda yüzlerce konferans vermiştir geniş kitlelere hitap etmiştir

29 Ocak 1993’te kurulan BBP’nin kurucularındandır. Bir dönem Genel Başkan yardımcılığı görevi de yapmıştır, sağlık sebepleri nedeniyle Başkanlık divanında görev almamıştır.

Alperen kadroların muhterem büyüğü BBP YİK Onursal Başkanı olarak seçilmiş ve görevini rahatsızlığına rağmen sürdürmüş, her zaman birlik ve beraberlik vurgusu yapmış, yol göstermiş, Alperen kadrolara Alperen gençliğe kol kanat germiştir.

Ahmet Er deyince Nizam-ı Alem ülküsüne adanmış bir ömür ve Allah ve peygamber sevdası ile dolu bir yürek karşımıza çıkıyor.

Muhammedi bir sevda olan Alperenlik;  putları kırmak ve Muhammedi Nizamı kurmaktır.

Büyük dava ve fikir adamı Ahmet Er bütün ömrünü, bütün varlığını Kur’an’a bağlayan bir dava adamı idi. Davasını Kur’an’la anlatan, ülküsünü iliklerine kadar yaşayan bir Kur’an ve Peygamber sevdalısıydı.

Ahmet Er her zaman  “Allah’a, kitabı Kur’an’a ve Resul-i Zişan’ına (s.a.s.) ölesiye bağlılık, samimiyet ve ihlâs şiarımız olmalıdır” derdi

Bir İrfan adamı olan Ahmet Er ağabeyin  bir çok hak dostlarıyla çok samimi içten bir ilişkisi vardı. Nerede hak dostu varsa mutlaka ziyaret eder, tanışır, onlarla hasbihal ederdi. Hak dostlarına büyük hürmeti ve saygısı sevgisi vardı. Ülkücülerden, Alperenlerden her zaman bulundukları yerlerde hak dostlarını ziyaret etmelerini onların hayır dualarını almasını isterdi.

Tanıdığı Hak dostlarını hayatı boyunca karşılaştığı hak dostlarıyla ilgili  gözlem ve hatıralarını gayet sade bir dil ve güzel samimi bir üslupla “Hak dostları” kitabında anlatmıştır.

Hak dostlarından Muhammed Raşit efendi, Mahmut Efendi, Hacı Mustafa Güneş Efendi, Yozgatlı Ahmet Efendi, Mehmet Zahit Kotku Efendi’yi, Mehmet Fevzi Efendi’yi, Hulusi Efendi’yi, Şekerci Hüseyin Babayı, Ahmet Kayhan Babayı ve bir çok hak dostunu kitabında anlatmıştır.

Sık sık görüştüğü, Şehit liderimiz  Muhsin Başkan ile bir çok kez ziyaret ettiği Ankara Şehitlikteki Ahmet Kayhan Dede ona  “Kaynakçı Baba” ismini vermişti.  Birleştirici ve bütünleştirici  olduğu için. 

Büyük fikir ve siyaset adamı dava büyüğümüz Ahmet Er bütün yaşamı boyunca muhlisti, müşfikti, şefkatliydi her zaman birleştirici ve bütünleştirici idi.

Güzel insan, abilerin abisi şimdi peygamber sancağının gölgesi altındasın, Şimdi sonsuzluğun sahibinin yanındasın. 

Kaynakçı Baba gittiğin kutlu belde de  ötelerin ötesinde  bizden de selam söyle nebiler nebisi, alemlere rahmet olarak gönderilen, iki cihan serveri Fahr-i Kainat Efendimiz ( S.A.V) Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimize.  

Bedir’de Uhut’da Hendek’te şehit düşenlere. Bizden de selam söyle.

Bizden selam söyle şehitlerin efendisi,  cennet gençlerinin serdarı, Hz.Hüseyin efendimize.  Bizden de selam söyle Anadolu’yu vatan yapanlara, İstanbul’u fethedenlere.

 Bizden de selam söyle Çanakkale de, milli mücadelede şehit düşenlere.

Bizden de selam söyle, cennet mekan şehit liderimiz çok sevdiğin, çok sevdiğimiz Muhsin Başkan’ımıza.

Bizden de selam söyle  Türkmen ağası Dündar Taşer’e, Türkmen beyi Gün Sazak’a, Büyük Mütefekkir Seyit Ahmet Arvasi Hoca’ya, Ülkücülerin erdemi Galip Erdem ağabeye,  Nevzat Kösoğlu ağabeye

Bizdende selam söyle   “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” diyerek  bir gül bahçesine girer gibi  toprağa düşen Yusuf İmamoğlu’na, Süleyman Özmen’e Dursun Önkuzu’ya  Recep  Haşatlı’ya binlerce Ülkücü şehidimize…

12 Eylül cuntası tarafından idam sehpalarında asılarak şehit düşen Mustafa’ya, Ali Bülent’e, Fikri’ye, Halil’e, Selçuk’a, Ahmet’e, Cevdet’e,  Cengiz’e Selam söyle.

Vatanım ha ekmeğini yemişim ha uğruna şehit düşmüşüm” diyerek  vatan, millet, bayrak için Gabar’da, Kato’da Cudi’de, Ağrı’da, Nemrut’ta, Tendürük’te vb. dağlarda, Kırsal’da, Şehirler’de  şehit düşen  vatan evlatlarına da bizden selam  söyle.

Bu aziz millet kendisine hizmet edenleri, şehitlerini kahramanlarını asla unutmaz.   Kaynakçı Baba Ruhun şad, mekânın cennet olsun. Ailesinin, camiamızın ve aziz milletimizin başı sağ olsun.

İKİ YILDA 1700 VATAN EVLADI ŞEHİT DÜŞTÜ

Hani “Evet” çıkarsa terör bitecekti, OHAL kalkacaktı, ülkeye huzur gelecekti. Nerde tam tersine adaletin ortadan kalktığı demokrasi ve hukukun askıya alındığı tam bir tek parti rejimi var. Etrafımız ve coğrafyamız ateş çemberi. İhanet dolu iç ve dış politikayla ülke tam gaz kaosa ve toplumsal çatışmalara sürükleniyor

Ülkemiz üzerindeki küresel emperyalist kuşatma devam ediyor.  İslam dünyası kan ve gözyaşı içinde Afganistan, Irak, Suriye kan gölü küresel müstekbirler. İslam dünyasında Şii – Sünni çatışması çıkarmak istiyorlar. Ülkemizde de etnik ve mezhep temelli çatışmalar çıkarmak istiyorlar.

 AKP’nin Başkanlık referandumundan “evet” çıkması halinde terörün biteceği açıklamasına karşılık 16 Nisan Referandum tarihinden  günümüze 70 vatan evladı şehit düştü.

Son iki yılda,  Haziran 2015’ten günümüze 1700  vatan evladı, küresel güçlerin maşası PKK/ PYD ve IŞİD adlı taşeron örgütler tarafından şehit edildi.

KATO DAĞLARININ KAHRAMANLARINA SELAM OLSUN

Kato kahramanlarımızı taşıyan helikopter Şırnak/ Şenobada yüksek gerilim hattına takılarak düştü. Kuzey Irak sınırına yakın Şırnak’taki üs bölgelerini denetlemek üzere sabah Şırnak 23’üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı’ndan Cougar tipi helikopterle yola çıkan Tümgeneral Aydoğan Aydın ile birlikte 2 albay, 1 yarbay, 1 binbaşı, 3 yüzbaşı, 1 üsteğmen, 2 başçavuş ve 2 uzman çavuştan oluşan ekibin içerisinde olduğu Cougar tipi helikopter yüksek gerilim hattına takılarak düştü. Helikopter, ekseni etrafından dönerek yaklaşık 300 metre yükseklikten yere çakıldı. Alev alan helikopterdeki mühimmat infilak etti.  Tümgeneral Aydoğan Aydın, Albay Oğuzhan Küçükdemir, Albay Gökhan Peker, Yarbay Songül Yakut, Binbaşı Koray Onar, Yüzbaşı İlker Acar, Yüzbaşı Nuri Şener, Yüzbaşı, Serhat Sığınak, Üsteğmen Abdülmuttalip Kesikbaş, Başçavuşlar Mehmet Erdoğan ve Çavuş Fevzi Kıral, uzman çavuşlar Zeki kılıç ve Hakan İncekal şehit düştüler.

Kara Kuvvetleri'nde 1996 yılından bu yana görev yapan Fransız-Alman ortak tasarımı AS532 Cougar helikopterlerinin Türkiye'de karıştığı 3 olayda 28 askerimiz şehit oldu.

4 Haziran 1997'de Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na ait  AS532 Cougar tipi helikopterimizin Kuzey Irak Zap bölgesinde görev uçuşu icra ederken bölücü terör örgütü tarafından Rus yapımı SA-7B tipi karadan havaya atılan füzeler ile düşürülmesi geldi. Hainlerin saldırısında pilotlarımız  dahil 11 askerimiz şehit olmuştu.

Yüksek gerilim hatlarına takılarak düşen helikopter kazalarında,
 toplam 50 askerimiz şehit olmuştur 1993 yılından bu yana meydana gelen kazaların altısında Sikorsky, ikisinde Cougar, birinde de polis helikopteri yüksek gerilim hatlarına çarparak düştü. Karada çıplak gözle rahatlıkla görülebilen, ancak özellikle alçak uçuş esnasında havada çok zor fark edilen yüksek gerilim telleri, helikopterler için en tehlikeli pasif tehditler arasında yer alıyor. Askeri helikopterler, Doğu ve Güneydoğu’da füze ve uçaksavar tehdidi nedeniyle alçaktan uçtukları ve sık sık sarp arazilerden kalktıkları için tel tehlikesiyle karşılaşıyorlar.

Terör bölgesinde, yüksek gerilim hattına takılarak yaşadığımız bazı acı helikopter kazaları;

-10 Ağustos 1993: Tunceli bölgesinde görev uçuşu yapan Jandarma'ya ait Skorsky-70 helikopteri yüksek gerilim hattına takıldı, 3 subay şehit oldu.

 - 12 Kasım 1996 :Van'ın Gevaş ilçesinde görev uçuşu yapan Skorsky, yüksek gerilim hattına takıldı. Kazada pilotlar dahil 10 asker şehit oldu.

- 14 Eylül 1997 :Van'da Skorsky helikopteri yüksek gerilim hattına takılarak düştü. Olayda pilotlar dahil 6 asker şehit oldu.

- 17  Mart 2006 : Erzincan'a gitmekte olan askeri helikopter Erzincan'a 55 km. uzaklıkta, yüksek gerilim hattına çarparak düştü. Kazada 4 asker şehit olurken, bir asker de yaralı kurtuldu

-  11 Ekim 2012 : Diyarbakır'ın Lice ilçesinde S-70 Blackhawk tipi helikopter kalkış sırasında elektrik aktarım tellerine takılarak düştü. 1 askerimiz şehit oldu, 7 asker yaralandı.

-  17 Aralık 2013:Ankara Gölbaşı'nda S-70 Blackhawk tipi helikopter yüksek gerilim hattına takılarak düştü. 4 askerimiz şehit oldu.

BÜYÜK İHMALLER VE KUSURLAR VAR

Toplam 3 kez düşen ve 28 askerin şehit olduğu Eurocopter Cougar helikopterinin yüksek gerilim hattına çarpacak kadar alçaktan uçması soru işaretlerine neden oldu.

Doğu ve Güneydoğu’da füze ve uçaksavar tehdidi nedeniyle alçaktan uçtukları ve sık sık sarp arazilerden kalktıkları için tel tehlikesiyle karşılaşıyorlar. Şırnak’taki son olay özellikle Doğu ve Güneydoğu’da görev yapan helikopterlerde yüksek gerilim hattı ve benzeri engellere karşı ‘engel tanıma ve uyarı sistemi’ni yeniden gündeme getirmiştir.

Küresel konumlandırma sistemleriyle birlikte çalışan engel tespit sistemlerinin uçuş yapılan arazi üstündeki gerilim hatlarını önceden fark edip pilotları hem görsel hem de sesle uyarıyor. 

 Ağırlıklı olarak Kara Kuvvetleri’nin envanterinde bulunan farklı tipteki yaklaşık 172 helikoptere engel tanıma ve uyarı sistemi takılması için Savunma Sanayi Müsteşarlığı’nın (SSM) 2010’da proje başlattığı ancak bir türlü tamamlanamadığı ortaya çıkmıştır.

İki ihmal ortaya çıkmıştır tellere ikaz küreleri takılmalıydı.  Tellere takılan ışıldak özellikli ikaz küreleri Türkiye’de kullanılmıyor ve sık sık kazalar oluyor ve Yine  helikopterde engel tanıma sistemi yoktu. Orada o yüksek gerilim hattının bulunduğunun bilinmemesi düşük bir olasılık. Orası çok geniş bir coğrafyadır.

BU KADAR ÜST DÜZEY ÖZEL YETİŞMİŞ ASKERLER NEDEN HELİKOPTERDE?

 Yine bu kadar üst düzey asker neden hepsi bir helikopterde?.
ABD, özellikle Afganistan ve Irak'taki tecrübelerinden sonra en fazla 2 üst düzey komutanını birlikte uçuruyor ve bunu da talimatlandırarak kesin hükme bağlamıştır  Rusya da benzerini yapıyor. Onlarca acı tecrübeye rağmen bizde kritik düzeyde görev yapan kahramanlarımızın toplu uçuşları yıllardır devam ediyor.

Bunca teknik imkan varken, teknoloji bu kadar ileriyken bu gerilim hatları neden görülemiyor. Kaç helikopterimizde HETS mevcut ve SSM'in başlattığı proje ne aşamada?

 Saraya ve her şeye bol para harcayan milyarları dökenler zevk sefa içinde koltuklarında oturanlar yandaşlara ihale dağıtanlar, kamu bankalarını, devletin hazinesi boşaltanlar vatan evlatları söz konusu olunca “kaza maza” diyorlar olayı örtbas etmeye çalışıyorlar. Dağlarda uçurtma uçmuyor Helikopter uçuyor helikopter… 80 milyonu yasa boğan bu olayda sabotaj dahil her türlü ihtimal araştırılmalıdır.

 ŞEHİT EFSANE KOMUTAN 15 TEMMUZ HAİN KALKIŞMASINA  KARŞI ÇIKMIŞ VE NATO’CU HAİNLERLE MÜCADELE ETMİŞTİ.

23'üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral Aydoğan Aydın, FETÖ darbe girişimi sırasında bulunduğu Hakkari’nin Çukurca İlçesi'nden Kayseri’deki tugayını arayıp “Bir tek asker garnizon dışına çıkmayacak” emri vermişti. Ancak adı millet ve demokrasi düşmanı hain kalkışmacıların hazırladığı sıkıyönetim komutanları listesinde Hakkari Sıkıyönetim Komutanı olarak geçtiği için gözaltına alınmış, ifadesinin ardından 5 gün sonra görevine dönmüş,  ardından da Tümgeneral rütbesine terfi ettirilmişti.

Türkiye’nin en seçme ve aynı zamanda tek paraşütçü birliği olan, sancağında Kıbrıs Barış Harekâtı ve Güneydoğu’da teröre karşı verilen mücadeleler nedeniyle 2 altın madalya bulunan 1'inci Komando Tugayı'nda 2012-2016 yıllarında komutanlık yapan “Asker Aydoğan” lakaplı Aydoğan Aydın, tuğgeneral  rütbesiyle 15 Temmuz darbe girişimi sırasında  Hakkari'nin Çukurca bölgesinde “Evlatlarım” dediği askerleriyle birlikte Hakkari’nin Çukurca bölgesinde dağlarda terör mücadelesi yapıyordu. Kalkışma girişimini haber alır almaz Kayseri Valisi Süleyman Kamçı’yı telefonla arayıp, “Devletimin, milletin yanındayım. Birliğimden bir tek asker kışla dışına çıkmayacak. Darbeye de darbecilere de karşıyım” dedi. Daha sonra da komutanlığını yaptığı Komando Tugayını arayarak, “Bir tek er dahi dışarı çıkmayacak” emrini verdi. Ancak, kalkışmacılar tarafından hazırlanan sıkıyönetim komutanları listesinde adı geçici görev yaptığı Hakkari Sıkıyönetim Komutanı olarak görülünce, darbeci olduğu iddiasıyla gözaltına alındıktan sonra, 20 Temmuz’da serbest bırakıldı.

Aydın son Yüksek Askeri Şura toplantısında da tümgeneralliğe terfi etti. Bu kez tümgeneral rütbesiyle  23’üncü Jandarma Sınır Tümen Komutanı olarak Şırnak’ta görev yapıyordu.

ALGI OPERASYONLARI DEVAM EDİYOR EŞREF BİTLİS PAŞA VE LİDERİMİZ MUHSİN BAŞKAN’IN ŞEHİT DÜŞTÜKLERİ HADİSE İÇİNDE BÜROKRATİK OLİGARŞİ VE HÜKÜMETLER  “KAZA”DEMİŞLERDİ

Önce şu süreci iyi bilmemiz lazım. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle, Avrupa’da Gladyo tasfiye edilirken, Türkiye’de ise Gladyo çalışmalarını, aksatmadan devam ettiriyordu. 1993 sürecinin; suikastlar, provokasyonlar, faili meçhul cinayetler, devlet içinde illegal yapılanmalar ve demokrasi dışı arayışlarla, 12 Eylül 1980 öncesinden farkı yoktu. Gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, emekli ve muvazzaf subaylar, profesyonelce işlenmiş siyasi cinayetlere kurban gittiler. Dursun Karataş’ın liderliğini yaptığı Dev – Sol adlı taşeron örgüt (DHKP – C), 1990 – 1992 yılında asker, MİT, emniyet ve yargı mensuplarına yönelik kanlı cinayetler işledi, eylemler yaptı.

1. Körfez Savaşı’nın sona ermesinden sonra, bölgedeki boşluktan istifa eden PKK ise, TSK’ya silahlı eylemler düzenledi. PKK’nın 1991’den sonra yükselen silahlı eylemlerinin asıl kaynağı, Irak’ın kuzeyinde oluşturulan “güvenlik bölgesi”dir. Körfez Savaşı’nın ardından ABD ile batılı müttefiklerinin, Türkiye’yi “üs” gibi kullanarak, Kuzey Irak’ta yarattıkları fiili durum, Türkiye’deki bölücü terör örgütünü güçlendirmiştir. 1991 öncesinde PKK, Türkiye’de ancak birkaç kişilik vur – kaç eylemleri ve gözden uzak mezralardaki ve köylerdeki eylemleri ile var olurken, bu tarihten itibaren büyük terör gruplarıyla kanlı eylemlere girişmiştir.

“Kirli Güç” olan Çekiç Güç destekli PKK eylemleri ile birlikte, suikastler de devam ediyordu. 24 Ocak 1993 Pazar günü, gazeteci Uğur Mumcu, bombalı bir suikastle öldürüldü. Uğur Mumcu’nun ardından, Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis, 17 Şubat 1993’te şüpheli bir uçak kazasıyla hayatını kaybetti Elim olaya “buzlanma” dediler “pilotaj hatası” dediler

1991 – 1994 yılları arasında Çekiç Güç’e karşı çıkanlar NATO ya karşı çıkanlar ikinci İsrail’in kurulmasına karşı çıkanlar peş peşe suikast ve şüpheli ölümlerle hayatlarını kaybetmişlerdir.

Çekiç Güç’e baştan itibaren en net ve sert tavrı koyan partilerin başında BBP gelmekteydi. BBP, Çekiç Güç karşıtı birçok toplantı yapmıştı. BBP lideri Muhsin Yazıcıoğlu, hem TBMM’de, hem de katıldığı mitinglerde ve salon toplantılarında yaptığı konuşmalarda, Çekiç Güç’ün görev suresinin uzatılmasına şiddetle karşı çıkmış ve küresel güç Çekiç Güç’ün kovulmasını istemiştir.

Liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu, 27 Haziran 1995’te TBMM’ye 9. Kez getirilen, Çekiç Güç’ün süresinin uzatılmasına bir kez daha karşı çıkıyor ve bu konu ile ilgili Parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında şunları söylüyordu:

Türkiye’yi istikrarsızlaştırmaya çalışan ve terör örgütü PKK’ya destek veren, Çekiç Güç, topraklarımızda asla barındırılmamalıdır. Çekiç Güç bir ihanet gücüdür. Bu gücün görev süresinin uzatılmasını savunanlar işbirlikçidir. Çekiç Güç Bir işgal kuvvetidir. Türkiye’nin bölünmesi ve parçalanması için bu karanlık güç getirilmiştir. Çekiç Güç, hem PKK’ya hem Barzani ve Talabani’ye yardım ediyor. Çekiç Güç eliyle yanı başımızda ikinci bir ‘İsrail’ kurulmaya çalışılıyor. Çekiç Güç direk Pentagon ve Washington’a bağlıdır.

“HELİKOPTER DAĞA ÇARPTI DÜŞTÜ NE DİYE ARAŞTIRIYORSUNUZ KAPATIN GİTSİN”  DEDİLER

Liderimiz Muhsin Başkan ve dava arkadaşlarımızın şehit düştüğü olaya Tayyip Erdoğan, Binali Yıldırım, Beşir Atalay vb. yine askeri ve sivil yetkililer  “kaza” demişler, dosyayla ilgilenmemişlerdir.

8 yılı geçti. Şehit liderimizin soruşturmasında Saray ve AKP hükümeti tek laf etmişler mi? Muhsin Yazıcıoğlu dosyasını gündeme getirmişler mi?  Hayır!

Muhsin Yazıcıoğlu dosyasının kapatılması, konuşulmaması için elinden gelenleri  yıllardır  yapanlar,   Muhsin Yazıcıoğlu soruşturmasına engel olanlar, takipsizlik kararı verdirenler,  “kaza” diyenler, “kazadan kaza çıkarmayın” diyenler, “bu davanın peşini bırakın  kaza ile düştü ne  uğraşıyorsunuz”,  “helikopter dağa çarptı öldüler ne peşine düşüyorsunuz” “ne karıştırıyorsunuz? gitti dağa çarptı. Bırakın bu olayla ilgilenmeyin.”  diyenler. Yine utanmadan, arlanmadan şehit liderimiz Muhsin Başkanı istismar etmeye devam ediyorlar.

“SUİKAST DEĞİL, KAZA BU İŞİN PEŞİNİ BIRAKIN”  DİYENLERİN İÇİNDE ŞİMDİ BAŞBAKAN OLAN BİNALİ YILDIRIM’DA VARDIR

-Alperenler Keş dağlarındayken Binali Yıldırım Erzincan’da seçim çalışması yapıyordu.

- Devletin, hükümetin dağlarda yalnız bıraktığı Muhsin başkan ve dava arkadaşlarımızı bulmak için Anadolu’nun ve Avrupa’nın dört bir yanından binlerce insan kötü hava şartlarına rağmen Keş Dağları’na koşuyor, arama kurtarma çalışmalarına katılırken Binali Yıldırım ve bürokratları ise bölgeye bile gelmedi.

- 24 Ocak 2011’de DDK rapor açıkladı. DDK raporunda olayla ilgili şüpheler, ihmal ve kusurlar ortaya kondu. Liderimizin ve dava arkadaşlarımızın ölümleri şüpheli bulundu. DDK’nın çalışmasından Binali Yıldırım ve hükümet niye rahatsız oldu?

- DDK vb. kurumlar neden üzerine daha fazla gitmediler hangi güç ve odaklar dosyanın üzerine gidilmesini engelledi?

- Binali Yıldırım'ın başında olduğu Ulaştırma Bakanlığı düzmece bir rapor hazırlayarak “  kaza”  demedi mi?  pilotaj hatası demedi mi? Ölümcül olay için “küçük kaza” demediler mi?

- Takipsizlik kararında pilotaj hatası denilerek dosya kapatılmaya çalışılmadı mı?

- Ulaştırma bakanı olarak olayda şüpheli olan kurumlardan biri olan sana bağlı olan Sivil Havacılık Kurumu başta olmak üzere diğer kurumları korumadın mı?  132 şüpheli arasında sana bağlı olan sivil havacılı kurumunun mensupları yok mu?

-Helikopterin cihazını söken üniformalı teröristlerle birlikte 3. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü uzmanı, “helikoptere ait cihazların çalınmasına iştirak etmek suç delillerini karartmak sahte tutanak tanzim etmek ve sahte evrak düzenlemek” suçlarından tutuklanmadılar mı Helikopterin enkazını söken askerler ve siviller göstermelik olarak tutuklanıp, ardından jet hızıyla ardından tahliye edilmediler mi?

MİLLETİMİZ "SUİKAST" DİYOR BİNALİ YILDIRIM  “KAZA”  DİYOR

Binali Yıldırım, Cumhurbaşkanı’nın talimatıyla kurulan ve devletin en yetkili denetleme organlarından DDK’yı yok saymış ve rapordan da çok ciddi rahatsız olmuştur. DDK raporunda Sivil Havacılık Kurumu başta olmak üzere Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı diğer ilgili kurumların ihmal ve kusurları, tek tek sıralanmış ve belgelerde tahribat yaptıkları ve sahte evrak düzenledikleri de devam eden soruşturmalarda ortaya çıkmıştır.

Rapor yayınlandıktan bir hafta sonra 31 Ocak 2011 tarihinde Ankara’da “kazadan kaza çıkarmayın” ve “DDK hangi uzmanlık marifetiyle böyle bir yargıya varıyor” gibi DDK raporunu hafife alan dalga geçen absürt açıklamalar yapmıştır.

DDK “şüpheler var” diyor ve ardından eski Cumhurbaşkanı Gül  “şüphelerim var”  açıklaması yapıyor. Binali Yıldırım ise sanki meteorloji uzmanıymış, sanki havacılık uzmanıymış, sanki helikopter pilotu, sanki helikopter teknikeriymiş sanki DDK müfettişi, sanki bilirkişiymiş gibi milletimizi derinden üzen üzerine vazife olmayan tuhaf açıklamalar yapmıştır.

Elim olayın ardından tam 8 yıldan fazla geçti. Bu süreçte, bir Cumhurbaşkanı değişti, iki Başbakan değişti, çok sayıda bakan çok sayıda savcı hakim emniyet müdürü değişti. TSK’nın başından dört komutan geldi geçti. Dört Hava Kuvvetleri komutanı geldi geçti ama olayla ilgili ne sivil bürokraside ne TSK’da doğru dürüst  bir araştırma,  bir soruşturma yapılmadı.

Siyasal iktidar da FETÖ mensupları da bu işin içindedir. Davanın karartılmasına çalışmışlardır. 15 Temmuz kalkışmasında yer alan üniformalı teröristlerle, çetelerle, liderimizin ve dava arkadaşlarımızın şehit düştüğü olayla ilgili 8 yıldan fazladır dosyayı kapatmaya, karartmaya çalışanlar zihniyet olarak birbirlerinden farklı değildir. Her iki karanlık zihniyette ülkemize, milletimize, demokrasiye, devletimize zarar vermiştir.

AKP yargısı iki kez takipsizlik kararı verdi. Suçu da pilotaj hatası diyerek pilota yıkmaya çalıştılar Muhsin Başkan ve dava arkadaşlarımız için hiçbir şey yapmadılar. “Olayın aydınlatılması namus borcumuz” dediler. Olayın üzerine gitmediler orada kaldılar. Gitmek ve çözmek istemediler.

MUHSİN YAZICIOĞLU: DİYARBAKIR'DA YARGILAR HABUR'DA ASARIM

Şehit liderimiz Muhsin Yazıcıoğlu küresel odakların oyunlarını bozuyordu. Küresel kuşatmaya karşı milli duruş ve tavır ortaya koyuyordu. Muhsin Yazıcıoğlu, Devlet – PKK, (MİT–PKK) görüşmelerini doğru bulmamış, “Türkiye’de PKK ve terör sorunu vardır. PKK ve terör örgütleri ile masaya oturulmaz, taviz verilmez ve pazarlık yapılmaz.” demiştir. Atlantik/İngiliz projesi olan “PKK açılımına” daima karşı çıkmıştır. İngiltere’nin ve terör rejimi İsrail’in, Ortadoğu’da bölücü hareketlere açık destek verdiğini,  CIA, Mossad, Batılı istihbarat servislerinin PKK ile (Kandil) ilişkileri olduğunu defalarca vurgulamıştır.

Muhsin Yazıcıoğlu 2007 yılında “Kerkük Kürt şehridir. Türkiye Kerkük’e karışırsa bizde Diyarbakır’a karışırız”  diyen Barzani itine “ABD ve İsrail uşağı Barzani denen alçak Kabadayılık yapmaya kalkıyor Türkiye’ye  Tarihi Türk şehri Kerkük’ü peşmerge şehri haline getirmeye çalışıyorlar. Dün düşmanımız dedikleri PKK ile dost oldular.  Ben de diyorum ki, inşallah bir gün iktidar olursak Barzani'yi de Talabani’yi de Diyarbakır'da yargılar, Habur'da asarız” demiştir. Muhsin Başkan 2006 yılında Şıvan Perver denen hain için  “terör örgütü PKK’nın propagandasını yapan Bebek katiline övgüler dizen bu alçak,  yabancı istihbarat servislerinin maşasıdır” demiştir.

 

 

 





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
YUKARI