Devre arkadaşım Levent Göktaş’a çağrım… - Mustafa Toygar

Devre arkadaşım Levent Göktaş’a çağrım…


1976 yılında Kuleli askeri Lisesinden mezun olup Kara Harp Okuluna geldiğimizde sivil liselerden aramıza katılan arkadaşlardan ilk tanıştıklarımızdan biri de Levent Göktaş.  

Levent, Ülkücü-Türk milliyetçisi bir arkadaş olmasının yanında Albay olan babasının tayini dememleketim Ceyhan’ın Askerlik Şube Başkanlığına çıkınca samimiyetimiz daha da arttı.

Levent; hırslı, çalışkan, zeki ve korkusuz bir Türk milliyetçisi arkadaşımızdı. Yanlış hatırlamıyorsam, 1981 yılında Etimesgut’ta sınıf okulundayken bir trafik kazası nedeniyle Harp Akademisine girme dolayısıyla kurmay subay olma hakkını kaybetmiş. Onun hedefi general olmaktı. Kara Harp Akademisi ve sonrasında Silahlı Kuvvetler akademisini bitiren kurmay subaylar, 3 ile 4 yıl arasında erken terfi alıyordu ve generallerin yüzde 95’i kurmay subaylar arasından çıkıyordu.

Kurmay subay olamayan Levent kendine yeni hedefler belirledi. Bir taraftan Hukuk Fakültesini bitirdi diğer taraftan da kendini Özel Kuvvetler bünyesine attı. Kısa sürede gözünü budaktan esirgemeyen Levent, Özel Kuvvetler Komutanlığının en gözde, en seçkin subayları arasındaki yerini aldı.

Özel Kuvvetler Komutanlığında sırasıyla; Tim, Tabur, Alay Komutanlıkları yaptı. Bu süreç genelde; Türkiye’nin Güneydoğu bölgesi, Irak, Suriye, Afganistan gibi çatışma bölgelerinde geçti. Belki yüzlerce muharebe ve çatışmalara girdi, yaralandı, ölümlerden döndü.

Emekli olurken; üç tane üstün cesaret, feragat altın madalyası, 200'e yakın takdirnamesi, 18 adet şerit rozeti vardı ki Cumhuriyet Tarihinde bu kadar ödül alan ikinci bir subay yoktu.

Şahsen, teğmenliğimden emekli olduktan birkaç sene sonrasına kadar Levent Göktaş’la hiç görüşmedim. Ancak Levent’le ilgili haberleri memleketim Ceyhan’a gittikçe, babası Ceyhan Askerlik Şubesi Başkanı ve Garnizon Komutanı Albay Kemal Göktaş’tan (rahmetli) alıyordum.Kemal Albay çok kalender, babacan ve yiğit bir adamdı. 12 Eylül 1980 Darbesiyle birlikte Sıkıyönetim Komutanlığı da yaptı. Ancak yıllarca, Ceyhan’da orta gelirli bir vatandaşın kalabileceği bir evde kirada oturdu. Sanırım emekli olduktan sonra emekli ikramiyesi, OYAK parası filan ev sahibi olabildi. İsteseydi; Garnizon ve Sıkıyönetim Komutanı olarak Karun gibi zengin de olabilirdi!...

Yüzbaşıyken Kemal Albayımı ziyaret ettiğim bir tarihte; “Oğlum sen hala yüzbaşı mısın?” dedi. 

“Evet, diğer devre arkadaşlarım gibi ben de yüzbaşıyım, ne var bunda” dedim. 

Büyük bir gururla; “Levent binbaşı olmuş ama…” dedi.

Levent basamakları çifter çifter çıkıyordu, bir kurmay subaydan fazla erken terfiler alıyordu.

Sonra Kemal Albay bana döndü; “Boş ver be oğlum Levent’in yaşadığı hayat, hayat değil. Bir gün Irak’ta, bir gün, Suriye’de, sürekli çatışmaların içerisinde, ailesini, çocuklarını altı ayda bir görebiliyor. Yaralandı haberlerine alıştık da, bir gün şehit oldu haberi gelecek diye korku içerisinde yaşıyoruz. Kendi hayatını da bizim hayatımızı da mahvetti” diye sitem etti.

Annesi çok mübarek bir kadındı, Allah gani gani rahmet eylesin. Daha Harp Okulunda öğrenciyken evlerine gittiğimizde o çok mütevazı ve sevecen halleriyle ikramlarda bulunur bizim ziyaretimizden çok mutlu olduğunu hissettirirdi.

Levent’in biri erkek, diğeri kız iki kardeşi vardı. 

Bütün bunları niçin anlattım? Hani televizyonlarda bir dizi var; “Doğduğunuz ev (aile) kaderinizdir” diye, bu çok doğru bir tespittir. Levent çok mükemmel bir ailenin mutlu bir çocuğu olarak büyümüştür. Genelde psikologlar insanların geçmişine, çocukluğuna, aile yapısına bakarak, neler yapıp- yapamayacaklarınıanlamaya çalışırlar ya…

Levent’le 1981 yılında sınıf okullarını bitirip, kıt’alardaki görev yerlerimize dağıldıktan emekli oluncaya kadar görüşmemiz olmadı. Emekli olduktan birkaç yıl sonraydı, tesadüfen Türk Ocakları Genel Merkezinde karşılaştık. Konuşmalarından elinde acayip bilgiler olduğunu hissettim. O zamanlar BBP Genel Yönetim Kurulu Üyesi ve Muhsin Başkan’ın danışmanıydım. Bana bir teklifte bulundu; “Muhsin Başkanı istediği televizyona, istediği kadar çıkartabiliriz” Muhsin Başkan’a ulusal televizyon kanallarının çoğunlukla ambargo uyguladıkları bir dönemdi ve bu konuda çok mustariptik. Ben hiç düşünmeden; “Olmaz, Muhsin Başkan da bunu asla kabul etmez, makamın gücünü kullanarak TV. Patronlarına ricada bulunacaksın bu olmaz” dedim.

2005’de emekli olduğunda telefonla aradım; “Generalliğini bekliyorduk neden emekli oldun” diye sordum. Bir yıl sonra Genelkurmay Başkanı olacak olan Orgeneral Yaşar Büyükanıt’la bir konudaki sürtüşmeden kaynaklı, kendi isteğiyle emekli olmuştu.

Sonrasında da bir daha görüşmemiz olmadı. Ergenekon’dan tutuklandığını, tahliyesini ve diğer haberleri basından ve sosyal medyadan takip ettik.

Gelelim esas mevzuya, Necip Hablemitoğlu’nun şehit edilmesine…

Necip Hablemitoğlu, FETÖ’nün ihanetini ilk gören, deşifre eden bir yiğit bilim adamı, düşünür, yazar… Hangi mantıkla bakarsanız bakın bu cinayetin adresinde FETÖ’cüleri bulursunuz. 

Diğer tarafta Ergenekon Davasında FETÖ’cülerin 5.5 yıl suçsuz günahsız, cezaevinde, hücrelerde yatırdığı Levent Göktaş var.

İki FETÖ mağduru…

Şimdi deniyor ki; “Necip Hablemitoğlu’nuLevent Göktaş öldürtmüş”

20 sene sonra dosya açılıyor ve Levent’in ismi ortaya atılıyor. Bu çok inandırıcı geliyor mu? 

Terörle mücadelede o kadar çatışmalarda ölümlerden dönen heykeli dikilecek kahraman bir Türk Subayı dahi olsa, eğer Hablemitoğlu’nun şehit edilmesinde dahli varsa en ağır şekilde cezalandırılmalıdır elbette.

Benim tanıdığım bildiğim Levent’in Hablemitoğlu cinayetiyle bir alakası olmaması gerekir. Ancak insanoğlu hiç umulmadık değişimler gösterebiliyordur da…Umarım Levent onlardan değildir.

Şimdi Levent’e iki çağrım var: Birincisi, gel kendini temize çıkart.

Birileri Levent’i yurt dışına çıkarttı ama yarın başına bir şey gelse kendini nasıl temize çıkartacak. Gönlüm Levent’in vatanına dönerek kendini temize çıkartmasından yana işte o zaman hep beraber heykelini de dikeriz. Hablemitoğlu’nun katili adi bir katil değildir, ona sıkılan kurşun Türk Milletine sıkılmıştır. Hablemitoğlu, Türk Milletine kurulan tuzağı görmüş, önlemeye çalışırken katledilmiştir. 

Belki hiçbir zaman; Uğur Mumcu, A.CemErsever, Necip Hablemitoğlu, Eşref Bitlis, Muhsin Yazıcıoğlu ve daha nicelerinin katilleri bulunmayacaktır ama sen kendini temize çıkartmazsan tarih seni kahraman değil hain-katil olarak yazacaktır.

İkinci çağrım; Servetini açıkla

Bir diğer husus da Levent’in 300 milyon Dolarlık servetinden bahsediliyor. Eğer doğruysa Levent boğazına kadar pisliğe batmış demektir. Subay maaşı ile bir evin olur, bir araban, belki bir de yazlığın olabilir. 3-4 sene yaptığın acemi avukatlıkla bu serveti edinme ihtimalin sıfır. Levent’ten bu konuda da bir yalanlama bekliyorum.

YAZIYI PAYLAŞ!