Hadi gel köyümüze geri dönelim!... (Türkiye'yi korkutan tehlike)
Mustafa Toygar
- 1111
“Hadi gel köyümüze geri dönelim
Fadime’nin düğününde halay çekelim”
Hayır, hayır nostaljik köy özleminden ve Fadime’nin düğününde halay çekmekten bahsetmiyorum. Ancak görünen o ki üretimi artırmak için devletin gerekli şartları oluşturduktan sonra üretirken zarar ettiği için vazgeçen vatandaşın toprakla barıştırılıp köylerine döndürülmesi gerekecektir. Zira tarım üretimi süratle birkaç kat artırılmalıdır. Türkiye için başka çıkış yolu kalmadı. Maalesef sanayide ileri teknoloji üretimini yapamıyoruz. İhracatımızın ancak yüzde ikisi ileri teknoloji ürünü olduğunu hesaba katarsak durum anlaşılır. Çünkü bilime şaşı gözle bakan bir anlayışa sahibiz.
Yeni bir dünya kuruluyor; birçok meslek yok olurken yeni bazı meslekler oluşacak, yeni şehirler kurulacak, akıllı binalar olacak. Teknolojideki gelişmeler ışık hızına ulaşacak ancak bunlar sadece zenginlerin işine yarayacak. Gönül isterdi ki tarımda kendi kendimize yetelim, sanayide ise ileri teknoloji üretimimizin ihracatımızdaki payı yüzde 40-50 bandında olaydı.
Evet, yeni bir dünya kuruluyor ancak yenidünya düzeni orta sınıfı ortadan kaldıracak. Bu yenidünya düzeni ilk Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeleri vuracaktır. (Laf aramızda, ‘yeni’ kelimesi bende alerji yapmaya başladı. AKP’liler de ‘yeni Türkiye’ diyerek geldiler ya, hali pür melalimiz ortadadır) 2030’lara kadar gerekli tedbirler alınmadığı takdirde Avrupa’nın karanlık Orta Çağ düzeninde kendimizi bulacağız.
Avrupa’nın karanlık Orta Çağ’ı, Roma İmparatorluğu'nun yıkılıp merkezi güçlerin hâkimiyetini yitirdiği ve feodal beylerin egemenliğinin olduğu dönemden başlayıp, yaklaşık olarak 14-15. yüzyıllara kadar uzanan 400-500 yıllık bir dönem, Avrupa’nın "karanlık dönemi" olarak da geçer. Orta Çağ’da güç dengesi; kral, kilise ve feodal lortlar arasında bölüştürülüyordu. Kişilerin özgürlüklerinin çok az olduğu bu dönemde nüfusun yüzde beşi büyük zenginlik ve sefahat içerisinde yaşarken yüzde 95’i ise karın tokluğuna köle gibi çalıştırılıyordu.
Son yüzyılda, özellikle Avrupa ve Amerika gibi gelişmiş ülkelerde, ‘orta sınıf’ kavramı geliştirildi. Orta sınıf kavramı; demokrasi, adalet, yargılama bağımsızlığı ve özgürlük kavramları kadar önemliydi. Orta sınıfın olmadığı bir ülkede diğer kavramlar otomatikman devre dışı kalıyordu.
Türkiye’ye bu kavramı getiren ve uygulamaya çabalayan isimlerin başında 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal geliyor.
Orta gelirli vatandaş grubuna ‘orta direk’ diyen ve burada sayının artması gerektiğini savunan Özal, aktif siyaset hayatında orta gelirli vatandaşların sayısını artıracak pek çok uygulamaya imza attı. Fakat Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) yakın zamanda açıkladığı veriler, orta kesimin fakirleştiğini, zengin kesimin de daha da zenginleştiğini gösteriyor.
Maalesef orta direk yıkıldı, eridi, tedbir alınmaz ise çok daha beterlerini göreceğiz. Özellikle tarımda üretimi artıramaz isek; buğdayı, pirinci, nohudu, mısırı, mercimeği vs. tarım ürünlerini, bugünkü gibi dışardan alırsak, ekmeğin tanesini bir dolardan alabileceğiz ve ekmeğin yanına bir kuru soğanı koyamayacağız. Bakın dışardan döviz ile aldığımız muzun kilosu 30 lira, yerli muz ise 8 lira. Buğdayı dışardan dövizle alamayız, alırsak bir süre sonra halk açlıktan kırılır.
AKP, 2002’de 243.1 milyar dolar olan Hazine’nin iç ve dış borçlarını neredeyse iki trilyon liraya yakın artırdı. AKP kendisinden önceki 79 yıldaki borcun yedi katı kadar borç biriktirdi.
Birey olarak düşünün, geliriniz giderinizi karşılayamaz hale geldi, siz de yüksek faiz oranıyla kredi çektiniz. Şimdi aynı gelirle hem geçiminizi sağlayacaksınız, hem borcunuzu ve borcun faizini ödeyeceksiniz. Bu mümkün mü? Hadi diyelim babadan-dededen kalma; ev, dükkân, arsa vardı onları da sattınız ama hala borç azalacağına çoğaldı, etrafa bakınıyorsunuz satacak bir şey kaldı mı diye. İşte Türkiye’nin durumu bu, hatta daha da kötü olduğu söylenebilir. Çünkü birey olarak siz icabında giderlerinizi kısabilir, tasarruf yapabilirsiniz ama güzel ülkemde kimse bize sormadan 7 milyon Suriyeliyi besliyor. Devleti yönetenler şaşalı, israf içerisinde bir hayat yaşıyor. Birey olarak gelirimizin önemli bir kısmı oraya gidiyor, kimse cebinden tabi ki onları beslemiyor.
"Herkes kesesinden yesin içsin, saltanatım var benim / Aslı yok yaylasında 1500 koyunum var benim!" diyor ya türküde…
Hayır, hayır biz sadece kendi kesemizden yiyip içmiyoruz, bir de yediriyor-içiriyoruz, saltanatını da başkaları sürüyor.
Bunca girizgâhı niçin yaptım?
10-15 yıl sonra, gerekli tedbirler alınmadığı takdirde Türkiye’nin, Ortaçağ Avrupası’nın karanlığını yaşayabileceğini biraz resmettim. Türkiye gıda (tarım) ürünleri üretimini artırmaz da dışarıdan alacak olursa 85 milyon vatandaşının 80 milyonunu aç bırakacak demektir. Açlık – sefalet had safhaya çıkacaktır.
2030’larda tarım ürünleri ve kullanılabilir temiz su kaynakları dünyanın en stratejik değerleri haline gelecektir.
Evet, tarım ürünleri petrol ve diğer enerji kaynaklarından çok daha önemli stratejik değere sahip olacaktır.
Hani bir eski Türkiye vardı, AKP öncesi… 9. Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel’in; ‘Tarım ürünlerinde dünyanın kendi kendine yetebilen 7 ülkesinden biriyiz’ diye övündüğü Türkiye…’
Peki, ‘Yeni Türkiye’ diyerek iktidara gelenler 20 yılda ne söylediler, ne yaptılar, bundan sonra ne yapabilirler?
AKP iktidara gelir gelmez öyle hayaller kurduk ki sanki 3-4 yıl içerisinde Avrupa Birliği’ne gireceğiz ve refah denizinde yüzeceğiz. Aralık 2002 Kopenhag Zirvesi sonucunda Türkiye’nin kriterleri karşılaması şartıyla müzakerelerin başlayacağını duyurdu. O dönem başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan, bu görüşmeleri “Medeniyetler İttifakı” olarak tanımlamıştı. Nasıl da büyük bir bayram havası estirilmişti.
AKP iktidarı AB’ye; ‘Biz Türkiye olarak tarım ürünlerimizle tüm Avrupa’yı doyuracak kapasiteye sahibiz, biz Avrupa’nın tarım ambarı olacağız ve sizi biz doyuracağız’ gibi sözler vermişti.
Bir yerde doğru söylüyorlardı, Türkiye’nin yüzölçümünden 20 (yirmi) kat daha küçük olmasına rağmen, 2020 yılında Hollanda, Türkiye'nin 6 katı tarımsal ürün ihracatı gerçekleştirdi.
Evet, Hollanda 2020 yılında yaklaşık 116 milyar dolarlık tarımsal ürün ihracatı yaptı.
Doğru tarım politikaları ile elbette Avrupa’yı doyuracak kapasitemiz vardır. Hollanda’dan katbekat fazlası kadar tarım üretimi ve ihracatı yapabilirdik-yapabiliriz de…
Hollanda örneğinden ziyade Fransa örneğini kullanarak birkaç yıl içerisinde çok önemli gelişmeler sağlanabilir.
Türkiye’nin en büyük sorunu kaht-ı rical (devlet adamı yoksunluğu) İyi yönetilen bir Türkiye, genç nüfusuyla dünyanın ve Avrupa’nın çoktan cazibe merkezi olmuştu.
Ama ne yaptık, dünyanın kendi kendine yetebilen 7 ülkesinden biriyken; buğdayı, mısırı, pirinci Rusya’dan, arpayı Fransa’dan, nohudu Meksika’dan, kısacası mercimekten samana kadar uzayan listede neredeyse ürettiğimiz tarım ürünlerinin tamamına yakınında ithalatla eksiğimizi kapatır hale geldik.
20 yılda tarım üretimi azalmış, çiftlik ve çiftçi ile ekilen tarla da azalmış.
CHP İstanbul Milletvekili ve TBMM KİT Komisyonu Üyesi Aykut Erdoğdu, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1923 yılından, AKP'nin iktidara geldiği 2002 yılına kadar geçen 79 yılda hükûmetlerin toplam 779 milyar dolar harcama yaptığını belirterek, “Bu hükûmetler ülkeye yüzlerce fabrika, baraj, kara ve demiryollarıyla donattı. AKP ise 18 yılda bu harcamanın 6 katını yani, 4 trilyon 340 milyar dolar para toplamasına rağmen sadece borç yaptı” dedi.
Erdoğdu şunları söyledi:
“Son 18 yılda, AKP vatandaştan 2 trilyon 317 milyar dolar vergi topladı. Bunlara 248 milyar dolar vergi dışı normal gelir, 678 milyar dolar faiz, kâr, rant geliri gibi faktör geliri, 1 trilyon 33 milyar dolarlık sosyal fon geliri ve 64 milyar dolarlık özelleştirme geliri eklendiğinde devletin toplam geliri 4 trilyon 340 milyar doları buldu. İktidar bu parayı harcadı ve 237 milyar dolar da açık verdi.”
Anlayacağımız 20 yıl boyunca üretime dayalı; tarım ihmal edilmiş, sanayi ihmal edilmiş, 79 yılda kullanılan kaynağın 6 katı kullanılmasına rağmen ortalıkta sadece betonlaşan şehirleri görüyoruz. Üstelik şehirlerin estetik mimari yapıları bozuldu o da ayrı bir sorun.
Bizim Rıfkı gibiler diyor ki; “İşte otoban, köprüler, hastaneler yapıldı ya!”
Doğru yapıldı. Peki, buralara harcanan para ne kadar? 36 milyar dolar, sanırım küsuratı da var. 4 trilyon 340 milyar dolardan çıkartın bu rakamı, kalanla ne yaptınız?
Geçmiş için gayrı yapacak bir şey yoktur yani üretim anlamında. Geleceğe bakmak gerek, dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler yapmak, yeni başlangıçlara imza atmak icap eder. Ancak bu iktidar ile olmaz, 20 yılda yapamadıklarını, bundan sonra yapabileceklerine kimi ikna edebilirler ki?
Tarımda üretim nasıl artırılır, üreticiye nasıl destek olunur o başka bir yazının konusu, dostlarımızı daha fazla sıkmadan yazımızı bitirelim.
BÜYÜK HARFLERLE SON SÖZÜMÜZÜ SÖYLEYELİM: 2030’LU YILLARDA BAŞTA BUĞDAY OLMAK ÜZERE TARIM ÜRÜNLERİ EN STRATEJİK DEĞER OLACAKTIR. TÜRKİYE BU YILLARA KADAR TARIM İHRACATÇISI BİR ÜLKE HALİNE GELİRSE MİLLETİN REFAH SEVİYESİ YÜKSELECEK, AKSİ HALDE ORTA SINIF YOK OLACAK VE ORTAÇAĞ AVRUPASI’NIN KARANLIĞINA BATACAĞIZ.