Dr. Vehbi Kara

Cifir İlmi ve Ebced Hesabı Nedir?

Dr. Vehbi Kara

  • 1254

Bazı ulema-i zahir, cifir ilmini ve ebced hesabını inkar ederek bu ilme en ince noktalarına kadar nüfuz edebilen Bediüzzaman’a ilişmek istemiş. Bu konuda bir hayli uzun ve ancak konunun uzmanlara mahsus yazı yazılması ve izah edilmesi gerekiyor. Lakin elimden geldiğince kısa ve basit bir şekilde ifade etmeye çalışacağım.

Herşeyden önce kutsal kitabımız olan Kur'an'da 29 sûrenin başında bulunan 14 hece harfini ihtiva eden ve mükerrerlerle beraber sayıları 78'e ulaşan münferid harflerin bulunduğu sûre ve âyetlerin varlığı bu ilme delalet eder. Bu ayetler birer şifre olup ancak ilimde rasih olanların anlayabileceği hikmetlerle doludur.

Bu ayetlerin meşhur adı "Huruf-i mukatta'a"dır. Bu sistemde yer alan hece harflerine "el-hurûfu'1-mukatta'a" veya "münferid harfler" denilir. Cifir ilmini inkar eden öncelikle bu ayetleri kabul etmiyor demektir ve Rabbimden bu insanlara akıl ve izan nasip etmesini niyaz ediyorum.

SaidNursî bu konuda şöyle der: "Ehl-i hakikatin çok ileri giden bir kısmı, Kur'ân'ın kelimâtında pek çok münâsebâtı ve sâir âyetlere, cümlelere bakan vücûhları, alâkaları göstermişler. Hususan ulemâ-i ilm-i hurûf daha ileri gidip, bir harf-i Kur'ân'da bir sayfa kadar esrârı, ehline beyân ederek ispat etmişler."

Bu konuyu daha iyi anlamak için Yahudi alimlerin Peygamberimiz’e (asm) sordukları suali aklımıza getirelim. Birgün Medine'de yaşayan bazı yahudi alimleri Peygamberimiz (asm)'a gelerek “Ya Muhammed senin ümmetinin ömrünün az olduğuna (Bakara suresinin başındaki) Elif lam mim işaret ediyor” diyorlar. Peygamberimiz (asm) de onlara cevaben diğer surelerin başlarındaki huruf-u mukattaaları okuyor ve “daha var” diye cevap veriyor. Bu cevap Kuran’ın her kelimesinin hatta bir harfinin önemine işaret etmektedir.

Burada yahudi alimleri Tevrattan gelen malumatlarıyla huruf-u mukattanın tarih verebileceğini bildikleri anlaşılıyor. Harflerden tarih anlaşılması ise ebced hesabına dayanmaktadır. Bu hesaba göre her harfin bir rakam değeri vardır ve Kur'an bir yandan harflerle manaları anlatırken, bir yandan da bazı tarihlere işaretler etmektedir. Mesela, elif lam mim 71 ettiği için yahudiler ümmetinin ömrü az demişler.

Mesela, Kur'an'da güzel belde manasına gelen "beldetün tayyibetün" ibaresinin İstanbul'un fetih tarihini gösterdiğini Osmanlı alimleri keşfetmişlerdir.

Bu ebced hesabı ve daha geniş ifadesi ile cifir ilmi, gizli, ince fakat makbul bir ilimdir. Peygamberimiz (asm)'ın yahudilere aynı tarz ile cevap vermesi bunu gösterdiği gibi, Kur'an'dan yapılan bir çok tarih tesbitleri de bunu isbat eder.Mesela Yavuz döneminin büyük âlimi İbn-i Kemal Hazretleri Mısır'ın fetih tarihini bir ayetten çıkarmıştır.

Üstad Bediüzzaman da ilm-i cifirle pek çok tarihleri Kur'an'dan çıkarmıştır. Mesela Kevser suresinden İstanbul'un fetih tarihini çıkarmasının yanında yine aynı suresineden Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılış tarihini dahi bulmuştur. Hatta Osmanlılar'ın Avrupa'ya ilk ayak bastığı tarihi dahi çıkarmıştır.

Ayrıca İslam dünyasında Hz. Ali, Cafer-i Sadık, Muhyiddin-i Arabî ve Nercmeddin-i Kübrâ gibi en büyük âlimlerin ilm-i cifirle meşgul olup üstadlık yapmaları da onun makbuliyetine çok kuvvetli bir delildi.

Bediüzzaman "Elbette nev-i beşer, âhir vakitte ulûm ve fünûna dökülecektir. Bütün kuvvetini ilimden alacaktır. Hüküm ve kuvvet ise, ilmin eline geçecektir." Hem o Kur’ân-ı Mu'cizü’l-Beyan, cezâlet ve belâgat-ı Kur’âniyeyi mükerreren ileri sürdüğünden remzen anlattırıyor ki: "Ulûm ve fünûnun en parlağı olan belâgat ve cezâlet, bütün envâıyla âhirzamanda en merğub bir suret alacaktır. Hattâ insanlar, kendi fikirlerini birbirlerine kabul ettirmek ve hükümlerini birbirine icra ettirmek için, en keskin silâhını cezâlet-i beyandan ve en mukavemet-suz kuvvetini belâgat-ı edâdan alacaktır.” Diyerek Kuran’ın bu mucizevi yönünü ele almakta ve insanlığın son döneminde en keskin silahının belagat ve cezalet olduğunu ifade etmektedir.

Belagat, son zamanlarda İngilizceden alınarak söylendiği hali ile “retorik” en kısa ifadesi ile muktezai hale mutabık söz söyleme sanatı olarak ifade edilmektedir. Bunu basitleştirerek “mevcut hale en uygun söz söylemek” şeklinde söyleyebiliriz. İşte herşeyin Kitab-ı Mübînde mevcud olduğunu tasrih eden "ve lâ ratbin ve lâ yâbisin illâ fî kitâbin mubînin" Âyet-i Kerîmesinin hükmüne göre; Kur'an-ı Kerim, zâhiren ve bâtınen, nassen ve delâleten, remzen ve işareten her zamanda vücuda gelmiş ve gelecek herşeyi ifade ediyor.

Yine başka bir Ayette "Yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de arkasından yedi deniz daha katılıp (mürekkep) olsaydı, yine de Allah’ın sözleri bitmezdi. Doğrusu Allah güçlüdür, halimdir."(Lokmân, 31/27). Bediüzzaman bu ayeti şöyle tefsir ediyor: "De ki: Rabbimin sözleri(ni yazmak) için denizler mürekkep olsa ve bir o kadar da ilâve etsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce o denizler tükenir."

Sözün özü şudur: Denizleri ne kadar geniş ve büyük görürsen gör, bil ki bunlar sınırlıdır. Ama Allah’ın ilmi sonsuzdur. Sınırlı olan şey, kesinlikle sınırsız olana yetmez. Bu meseleyi biraz detayları ile yazayım dedim fakat tam 69 word sayfası büyüklüğünde bir yazı yazmak icap edecekti. İbni Sina’nın “sözün güzelliği kısalığındadır” demesine binaen kısa kesip arif olan onu anlar diyor Risale-i Nur gibi harika bir Kuran tefsirini tanımayı nasip ettiği için Rabbime sonsuz şükrediyorum...
 

Yazarın Diğer Yazıları