Dr. Vehbi Kara

Dünyanın Yeni Hali

Dr. Vehbi Kara

  • 553

 

İnsanlık âlemi Müslümanlara çok şey borçludur. Vahşet ve bedeviyet, kölelik ve esaret devirlerinin sona ermesi ancak İslâm’ın insanlığa kazandırdığı değerler ile mümkün olmuştur. 

Pozitif bilimler yani matematik, fizik ve kimya gibi ilimlerde ve sosyal bilimlerde öncülük yapan İslâm âlimleri keşiflerin yapılmasına sebep olmuş, dünya medenîleşmiştir. Lâkin Fransız devrimi ile birlikte burjuva sınıfının önderliğinde kapitalizm devri ortaya çıkmış, sosyalist ve komünist yönetimler iş başına geçerek dünyanın altını üstüne getirmiştir.

20. yüzyıl, büyük savaşların karmaşası ve hercümerci içinde insanlığa kan ve gözyaşı ile birlikte medeniyet fantezilerini de sunmuş, lâkin insanlar beklediği huzur ve sükûneti bir türlü elde edememiştir. Otomobiller, lüks konutlar ve harika cihazlar insanlığın aradığı saadeti bulması bir yana dertlerine dert katmış, maddî ve manevî huzurun bozulmasına sebep olmuştur.

Elbette beşerin saadetinin selb olmasının yani ortadan kalkmasının en önemli sebebi Allah’a olan inancın zayıflamasıdır. Dini “afyondur” diyerek ortadan kaldırmaya çalışan komünizm, bir dönem dünyayı yutmaya çalışmış, fakat kan ve zulümden başka bir şey vermediği görülünce terk edilmiştir. Diyalektik materyalizm yani komünizm çökmüş, lâkin materyalizm ayakta kalmayı başarmış, hâlen de gücünü bütün dünyada göstermeye devam etmektedir.

Müslümanlar, Batının dehşetli boyunduruğu altından kalkabilmek için ancak 21. yüzyıla girerken bir parça rahat yüzü görmüştür. Lâkin bu sefer de başlarında zalim diktatörleri bulmuştur. Fakat bu yüzyılda teknoloji ve iletişim o kadar çok hızlı gelişmiştir ki, dünya adeta bir köy haline gelmiş, herkesin birbirinden haberdar olması kolaylaşmış diktatörlüğün gücü büyük ölçüde kırılmaya başlamıştır. Buna karşı yasaklama ve sınırlamalar çare olamamış, diktatörlükle ve baskıcı rejimlerle işbaşında olan bütün rejimler çökmeye yüz tutmuştur. Önce “Turuncu Devrim” adı verilen eski Sovyet rejimlerindeki özgürlük hareketleri, daha sonra da “Arap Baharı” adı verilen zulüm imparatorluklarına karşı direniş baş göstermiştir.

Batılı ülkeler ve ABD, önce bu devrimlere karşı çıkmış, lâkin derin bir ekonomik kriz sebebi ile dünya üzerindeki kontrolünü kaybedeceği endişesi ile yavaş yavaş özgürlüklerin yanında yer almaya başlamışlardır. “Demokrasinin beşiği” adını verdikleri ülkelerine ve halklarına karşı çelişkili duruma düşmek istemeyen ABD ve müttefikleri bu sefer yıllarca destek verdikleri rejimlerin çökmesine göz yummuşlardır.

Tunus’ta başlayan hürriyetçi Arap uyanışı, Mısır’a, Yemen ve Libya’ya ulaşmış, kanlı diktatörler bir bir yıkılmıştır. Şimdi ise uyanış hareketi sınırlarımıza kadar ulaşmış, Suriye’de kanlı savaş ve çatışmalara sebep olmaya başlamıştır. Kimyasal silah da dahil olmak üzere her türlü savaş suçunu işleyen yönetimdeki Esad rejiminin çökmek üzere iken bu sefer İran ve Rusya gibi 21. Yüzyılın en son otoriter rejimleri sayesinde ömrünü kısa bir süre uzatma şansı yakalamıştır. Lakin Suriye batağı bu iki ülkenin de sonunu hızlandırmıştır.

Kısa bir süre sonra Suriye'de Nusayri azınlığa dayalı zalim rejim çökecektir. Cenâb-ı Allah’tan duâmız bu rejim değişikliğinin en az hasarla atlatılması, Müslüman kanının daha fazla akıtılmadan sona ermesidir.

Lâkin bu uyanış ve özgürlük hareketinin Suriye ile sona ereceğini düşünmek veya bittiğini düşünmek saflık olacaktır. Zira insanlar uyandı artık. Zulüm ile âbâd olunamayacağı herkes tarafından bilinen bir gerçek hâline geldi. Bölgemizdeki diktatörlükle yönetilen bütün Arap rejimleri, Rusya, İran ve Türk Cumhuriyetleri, domino taşlarının birbirini devirerek yıkıldığı gibi yıkılacaktır. Bundan kaçış yoktur. 
 

Aklını kullanan, zamanın ruhunu okuyan her yönetici bu gidişâttan ders çıkarmalı, ülkesini ve milletini seviyor ise özgürlük yolundaki engelleri kaldırmaya çalışmalıdır. Yok, eğer daha önce olduğu gibi baskı ve zorbalıkla ayakta kalırım diye düşünüyor ise, büyük bir yanılgı içinde olduğunu görmesi yakındır.

Evet, “malikiyet ve serbestiyet” adının verildiği bir döneme giriyoruz. Bu dönemde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Sadece ekonomide değil sosyal hayatta da sahip olmak (malikiyet) ve serbest olmak (özgürlük) en önemli dinamik olacaktır. Eski hâl muhaldir, ya yeni hâle uygun hareket edilecek ya da izmihlâl (yıkılma) içinde kalınacaktır, vesselâm... 

Yazarın Diğer Yazıları