Dr. Vehbi Kara

Ekonomide Denge (2)

Dr. Vehbi Kara

  • 647

Bir ülkenin kalkınması üreticilerin çoğalması ve tüketicilerin az olmasına bağlıdır. Bir ülkede üreticiler azalır, tüketiciler çoğalırsa o ülke fakir düşer. Memurlar ve idareciler tüketici sınıfını teşkil ederler. Toplum hayatının devamı ve ihtiyaçlarının giderilmesi ancak sanat, ticaret ve ziraat alanındaki üretime bağlıdır. Şayet ihtiyaçtan fazla üretim olursa o zaman ülke halkı fazlasını dış ülkelere ihraç ederek ülke kalkınmasına ve zenginliğine hizmet etmiş olur. İsrafa alışan idareci ve memurların çok olduğu, tüketimin arttığı, üretimin azaldığı, herkesin gözünü devlet kapısına diktiği bir ülke fakir düşer. İslam aleminin içine düştüğü perişan vaziyetin temelinde bu durum yatmaktadır.

Günümüzde üretim gücü yükselen başta Çin olmak üzere Uzakdoğu ülkeleri yavaş yavaş da olsa dünyanın ekonomik ekseninin doğuya kaymasına sebep olmaktadır. Batı dünyası tüketim hastalığı yüzünden eski gücünü yitirmeye başlamıştır. Komünistler eskiden bu hastalığı dillerine dolayıp kapitalistlerle alay ederlerdi. Lakin komünizm ortadan kalkınca bu acayip ve derin hastalığı anlatacak kimse neredeyse kalmamıştır. İskandinav ülkeleri gibi Batıdaki bazı refah toplumlarında çalışanların tasarrufa yönelmek ve israfın önlenmesi konusunda göstermiş oldukları gayretler önemlidir. Gelmiş olduğumuz “tüketim toplumu faciası” Batı masallarındaki “pembe yüzyılının” sona erdiğini göstermektedir. Zira gelir dengesi oldukça ağır bir şekilde bozulmaya yüz tutmuştur.

ABD’nin aşırı tüketim yüzünden içine düştüğü zorlu ekonomik değişim karşılıksız para basmak sureti ile önlenmeye çalışılmaktadır. Rezerv para olan Amerikan Doları, Çin ve Rusya’nın girişimleri sonucunda tahtından indirilmeye zorlanmakta yakın bir gelecekte daha ciddi ekonomik krizlerin içine düşmesi ABD için sürpriz sayılmamaktadır. Çünkü neredeyse bütün sektörlerde üretim azalmış son derece güçlü bir tüketim ABD toplumunu içten içe ele geçirmiştir. Dünyanın en büyük borçlu devleti olan ABD, her yıl 0.5 trilyon dolara yakın hatta daha fazla cari açık vermektedir. Bu miktarı azaltmak bir yana her geçen yıl daha da fazla artışla yüzyüze kalınmaktadır.

Ülkemize dönecek olursak üretim gücü her ne kadar artmakta olsa bile tüketim miktarımız oldukça fazladır. Ülkemiz her yıl milyarlarca dolar cari açık vermektedir. Bunu önlemenin en önemli yolu ise yukarıda belirttiğimiz üzere israfı önlemek ve tasarrufa yönelmekle mümkün olacaktır. Bu konuda hükümet tarafından teşvik edilen hatta 2017 yılından itibaren zorunlu hale getirilen “bireysel emeklilik” tasarrufun arttırılmasına katkı yapabilecek bir uygulamadır.

Ekonomik krize girmemek için aileler de tıpkı şirketler gibi yönetilmeli, israftan elden geldiğince kaçınmalıdır. Eğer bir evde cari açık var ise yani gelirler giderlerden eksik çıkıyor ve devamlı surette borçlanılarak devam ediliyorsa iflas kaçınılmazdır.

“Ayağını yorganına göre uzatmalı” diyen atalarımız gibi israftan ve aşırı tüketimden kaçınmak zorundayız. Eğer gelir seviyemizi arttırma imkânı bulabilir isek işte o zaman cari açığa düşmeden ihtiyaç duyduğumuz yatırımları yapabiliriz. Aksi takdirde Batı dünyasının içine düştüğü ekonomik kriz bizleri de ezip geçecektir, vesselam…

 

Yazarın Diğer Yazıları