Mustafa Toygar

Ya, 17-25 Aralık Operasyonları olmasaydı… (Türkiye uçurumun kenarından dönmüş)

Mustafa Toygar

  • 3788

 

     

 

        Aslında FETÖ Silahlı Terör Örgütünün, 17-25 Aralık’a gelinceye kadar iki önemli ihanet girişiminde büyük ölçüde başarılı olduklarını, mesafe aldıklarını görüyoruz.

         İlki, 2007 – 2010 tarihleri arasında Ergenekon ve Balyoz davaları adı altında Türk Silahlı Kuvvetlerine vurulan darbe.

        Kurgu öyle detaylı ve mükemmel hazırlanmıştı ki, herkesi ters köşeye yatırdı. Yüzlerce subay, astsubay, sivil önemli kişiler ve emekli kuvvet komutanları dâhil generaller, hatta bir yıl evvel emekli olan Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ tutuklanmıştı.

        Burada olayların kronolojisini yazacak değiliz, sadece meramımızı anlatacak kadar kısa bir özet yapmanın faydalı olacağı kanaatindeyim.

        2009-2010 yıllarında, 2003 yılında 1nci Ordu karargâhında hazırlandığı iddia edilen; "Balyoz Harekât Planı" başlıklı belgeler ve Genelkurmay Başkanlığı Bilgi Destek Dairesi tarafından hazırlandığı öne sürülen Albay Dursun Çiçek imzalı "İrticayla Mücadele Eylem Planı" denilen bir belge vardı. Bu belgede, AKP ve Fetullah Gülen cemaatini bitirmeye yönelik planlar vardı. Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde “irtica ile mücadele birimi” oluşturulduğu iddiası da gazete haberlerinde yer almıştı.

        FETÖ terör örgütünü tehlike gören; çoğu subay ve general olmak üzere 400 den fazla tutuklama yapıldığı sonradan anlaşılacaktı.

        Tutuklanan askerlerin tamamına yakını, 28 Şubat sürecinde FETÖ örgütüne muhalif ve onlara problem çıkartacak inançlı subay ve astsubayların tasfiyesinde kullanılmıştı.

        Zaten, FETÖ terör örgütünün ilk kurulduğundan itibaren iki temel özelliği; sinsilik ve başkalarını kullanmak olmuştur.

        Kullanmak derken; kimi zaman önemli mevkilerde olan bireyleri, kimi zaman partileri, Silahlı Kuvvetleri, medyayı, spor kulüplerini, yargıyı, emniyeti ya da bu kurumlar içerisindeki bazı grupları kullanmıştır.

         Ergenekon ve Balyoz operasyonlarında da, AKP’yi çok fena olarak kullanmıştır. Sahte belgeler düzenleyerek; “Ordu size darbe yapacak, bakın belgesi de burada” diyerek AKP’yi tahrik etmiştir.

        Ancak bunları yine sinsice yapıyorlar

       Nasıl yapıyorlar; yargıda kadrolaşmışlar, önce bir valizle bir gazeteye sözde belgeler geliyor, müteakiben yargı içerisindeki FETÖ terör örgütü mensubu yargıçlar devreye girerek tutuklamalara başlıyor.

       Türkiye’de hiç kimse, bu operasyonun FETÖ silahlı terör örgütü tarafından yapılan bir kumpas olduğunun farkına varmıyor. Hatta bu yargıçlar, AKP’ye düzenlenecek darbeyi önledikleri için kahraman ilan ediliyorlar.

       Tutuklanan askerler; “bu bir kumpastır, belgeler sahtedir” diye feryadı figan ederken, dönemin başbakanı; “ben bu davanın savcısıyım” diyebiliyordu. Başbakan haklıydı, darbe önlenmiş, darbeci generaller tutuklanmıştı!!... Elbette kandırıldığının farkında değildi.

 

        03 Temmuz 2011 de Fenerbahçe’ye kumpas

 

       Yargı içerisindeki FETÖ terör örgütü yapılanması hızını alamamış, Fenerbahçe spor kulübünü ele geçirmek üzere 03 Temmuz 2011 düğmeye basmıştır. 03 Temmuz öncesinde belli ki, FB spor kulübü Başkanı Aziz Yıldırım tehdit edilmiş.

       O yıl ligi, FB şampiyon, Trabzonspor ise aynı puanla ikinci olarak bitirmişti. Ortam şike davası için uygundu.

       Şike davasından FB Başkanı ve pek çok yöneticisi tutuklanmıştı. Tabi başka kulüplerden de tutuklananlar olmuştu ama hedef FB idi.

       Aziz Yıldırım; “Bu Fetullah Gülen Cemaatinin bir kumpasıdır” diye feryadı figan etse de, kulaklar sağır, duyan olmamıştır. Zira diğer rakip kulüpler ve medya, FB’nin şike yapığı üzerine odaklanmıştır. Burada da başta Trabzonspor ve Galatasaray Spor kulüpleri olmak üzere medya çok fena kullanılmıştır.

       Bir süre sonra Başbakan Erdoğan’ın kafasında soru işaretleri belirmeye başlamıştır. Bu ihanet çetesinin yargıdaki uzantıları, MİT müsteşarı Hakan Fidan’ı tutuklama niyetini ortaya koyunca, Başbakanın kafasında soru işaretleri tamamen yok oluyor. Durum gayrı netleşmiştir. Başbakan Erdoğan FETÖ’nün kara ve hain yüzünü görmüştür.

 

        17-25 Aralık 2013’de FETÖ Silahlı Terör Örgütü alenen Türk Devletine savaş ilan ediyordu

 

        FETÖ silahlı terör Örgütü; Yargıda, Emniyette, Silahlı Kuvvetlerde ve devletin diğer kurumlarında yeterince güçlendiği kanaatine varmış olacak ki, alenen ortaya çıkıyor. 17-25 Aralık 2013 tarihlerinde olanları biliyoruz. Rüşvet ve Yolsuzluk adı altında, meşru hükümeti devirme operasyonu başlatıyorlardı. Bu bir darbe girişimiydi, o zaman da Başbakan R. Tayyip Erdoğan’ın dirayetli duruşuyla bu girişim bertaraf ediliyordu. Erdoğan değil de Demirel olsaydı bu darbecilere Türkiye’yi teslim ederdi!...

        Bu sefer de muhalefet partileri ve medya kullanılıyordu. Muhalefet tamamen rüşvet ve yolsuzluğa odaklanıyordu. Hâlbuki devlet içerisinde paralel yapı oluşturan bir örgüt, darbe yaparak meşru hükümeti devirmek ve Başbakanı yargılamak üzere operasyon yapmıştı.

        Bu darbe girişiminden sonra, FETÖ terör örgütünün bir kanser hücresi gibi devlet içerisine sirayet ettiğini ve bu durumun vahametini sadece Başbakan Erdoğan ve bazı bakanlar idrak edebilmişti.

       Daha sonrasında Cumhurbaşkanı olan Erdoğan, her toplantısında bu terör örgütü ile mücadele etme gereğinin çok önemli olduğunu ifade etse de birkaç bakan hariç yalnız bırakılmıştır. Benin şahsi kanaatim öyle ki; Başbakan ve bakanların birçoğu, Silahlı Kuvvetler, medya ve toplumun birçok kesimi bu tehlikenin vahametini idrak edememişlerdi. Hatta Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a; “paranoya görüyor” ithamları olmuştu.

 

       Ya, 17-25 Aralık Operasyonları olmasaydı…

 

        25 Aralık’tan sonra Emniyet ve Yargıda önemli temizlik yapıldı. Ayrıca yargıda yapılan bir takım düzenlemeler ile FETÖ’cü yargıçlar pasifize edildi.

       Eğer 25 Aralık’tan sonra Yargı ve Emniyette FETÖ’cü militanlar bertaraf edilmemiş olsalardı 15 Temmuz darbe girişiminde, kalkışmasında çok daha fena şeyler olabilirdi.

        Erdoğan’ı; Beğenirsiniz - beğenmezsiniz, kızarsınız – seversiniz doğaldır. Ancak lider olarak Erdoğan’ın dirayeti ve öngörüsü Türkiye’yi çok büyük bir badireden kurtarmıştır.

 

       Ama Tehlike geçmedi

 

        Henüz tehlike geçmedi, bu vatansızlar nerede, ne zaman, ne yapacakları belli olmuyor. O kadar sinsiler ki, her seferinde bu yüce milleti ters köşeye yatırabilirler

        Bakın son konuşmasında Amerikan uşağı ihanet çetesinin başı ne diyor:

       "Varsın bir sürü ahmak bir başarı elde etmiş gibi güle dursun, düğünler dernekler kursun, o komik durumlarını birer bayram ilan etsinler fakat dünya onları alaya alıyor" "Hayatta kalırlarsa eğer yaptıklarından utanacaklar ve keşke diyecekler fakat öbür tarafta da keşke diyemeyecekler" tehdidiyle devam ettirdi.”

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları