Türkiye Cumhuriyeti tarihi, sosyal ve siyasal bir olgudur - Nuri Gürgür

Türkiye Cumhuriyeti tarihi, sosyal ve siyasal bir olgudur



Cumhuriyet bir yönetim biçimidir, rejimdir. Egemenlik hakkının belli bir kişiye ait olduğu  monarşi ve oligarşi kavramlarının karşıtıdır; hükûmet veya devlet başkanı halk tarafından belli bir süre için seçilir. En kısa ifadeyle cumhuriyet ülkenin “kim“ tarafından yönetileceğini, demokrasi “nasıl” yönetileceğini belirler. Dolayısıyla dünyada demokrasiyle taçlanmış çağdaş cumhuriyetlerin yanı sıra, adı cumhuriyet olmakla beraber yönetim tarzları otoriterlikten, belli ideolojik kalıplara göre şekillenen, evrensel demokratik değerlere, ilkelere uymayan  çok sayıda, farklı kategorilerde cumhuriyetlerin  olduğunu da görüyoruz . 


Birinci Cihan Savaşı’nın galipleri İngiltere, Fransa ve İtalya’nın Osmanlı Devleti topraklarını paylaşma planları savaştan önce ve savaş sırasında hazırlanmıştı. Mondros Mütarekesi’nin ertesi günü Yunanistan’ı da taşeron olarak yanlarına alarak uygulamaya koydular. Millî varlığımızı korumakta kararlı olan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları 1919’un Haziran ayında yayınladıkları  Amasya Tamimi ile Millî Mücadele’nin başladığını duyururken, şartlar her bakımdan olumsuzdu. Halkımız yıllardır süren savaşlardan yorgun düşmüştü. Çeşitli salgın hastalıklar, ağır ekonomik sıkıntılarla derinleşen yoksullukla umutsuz ve çaresizlik içerisinde hayatını sürdürmeye çalışan insanların desteği nasıl sağlanacaktı?  Para, silah ve cephane nereden bulunacaktı? Mütareke hükümlerine göre dağıtılan, silahları teslim edilen mevcudu kağıt üzerinde kalan ordular yeniden nasıl kurulacaktı? Üstelik Padişah Vahdettin ve çevresine topladığı Damat Ferit ve Ali Kemal gibi yöneticiler, Mustafa Sabri ve Dürrizade gibi bazı din adamları, devletin ve saltanatın devamının ancak İngilizlerle anlaşılarak sağlanabileceğini düşünüyorlar, direnişi çılgınca bir macera gibi görüyorlar, İzmir ve çevresinin işgaline bile itiraz edemiyorlardı. 


Mustafa Kemal Erzurum Kongresi’nde Rauf Orbay, Kazım Karabekir, Ali Fuat Paşaların desteğiyle Heyet-i Temsiliye’nin ve dolayısıyla hareketin lideri oldu. Millet Meclisi ve Kurtuluş Savaşı döneminde de Meclis Başkanı ve Başkomutan sıfatlarıyla konumunu sürdürdü. Üç yılı aşkın Millî Mücadele sırasında zor ve hatta imkansız gibi görünen engeller sırasıyla aşıldı. Mustafa Kemal Sakarya Zaferi’ne kadar Padişah Vahdettin’e karışı son derece dikkatli bir dil kullandı. Damat Ferit ve hükümetlerine karşı en sert eleştiriler yaptığı zaman dahi Saltanat makamına, Halife’ye karşı hürmetkardı; özellikle Meclis’in açılış konuşmasında Millî Mücadele’nin amacının,  millî bağımsızlığın kazanılmasının yanı sıra sarayın karşısında toplarının namlularını saraya çevirerek padişahı, hilafet makamını ağır şekilde tehdit  eden işgalcilerin baskılarını sonlandırmak olduğunu etraflı şekilde anlattı. Çünkü hem halkımız hem de aydınlarımızın önemli bölümünün zihninde altı asırlık saltanat ve hilafetin manevi dokunulmazlığı, saygınlığı vardı. Gerçi Mustafa Kemal ve arkadaşlarını ağır şekilde suçlayıp idamına hükmeden kararın Padişah tarafından onaylanıp makamın iradesi olarak yayınlanması üzerine eleştiriler başlasa bile iki yıl boyunca Hilafet makamına karşı kesin bir tavır alınmamıştı. 
Ama Sakarya Savaşı’nın sonucu durum değişti: Yunan saldırısının püskürtülmesi Ankara’ya büyük bir “özgüven“ kazandırdı. Fransa ve İtalya İngiltere’nin tepkilerine rağmen Ankara hükümetiyle anlaşma yaptılar, dolayısıyla meşruiyetini tanımış oldular. İstanbul hükümetinin temsilcisi Tevfik Paşa Londra’daki toplantıda söz hakkının Ankara temsilcisinde olduğunu söylerken kimin yetkili olduğunu da ifade etmiş oldu. Kısacası bu tarihlerde saltanat fiilen sona ermişti. İngilizler adeta suni teneffüsle saltanatın varlığına çalışsalar bile tarihin akışını tersine çeviremezlerdi. Nitekim Vahdettin 17 Kasım’da bir İngiliz savaş gemisiyle yurdumuzu terk edip Malta’ya kaçarken 620 yıllık saltanat sürecine son noktayı koymuş oluyordu. 
Ülkemizi işgalden kurtarıp bağımsızlığımızı kazanmak amacıyla toplanmış olan TBMM, bu sonuca ulaşıldığını açıklayarak  Nisan ayında seçimlerin yenilenmesine karar verdi. Mustafa Kemal, başında olduğu Müdâfaa-i Hukuk Grubu’nu Halk Fırkası adıyla siyasi partiye dönüştürdü. Böylelikle organize şekilde seçimlere katılan ve adaylarını bizzat Mustafa Kemal’in belirlediği Halk Fırkası’nın adayları seçimlerde büyük başarı kazandılar. 1923’ün Ağustos ayında toplanan yeni Meclis’te Birinci Meclis’in muhalif ikinci grubundan kimse yoktu. Gazi yeniden Meclis Başkanı, Ali Fuat Paşa ikinci başkanlığa seçildiler. Ali Fethi Bey’in başkanlığında yeni hükümet kuruldu. 13 Ekim’de Meclis Ankara‘nın başkent olmasına karar verdi. Halk Fırkası Grubu Ali Fuat Paşa’nın orduya dönme kararı üzerine yerine Rauf Bey’ i seçti. Mustafa Kemal bu tercihi uygun bulmayınca karar değiştirildi. Doğu’da asayişsizliğin sürmesi üzerine Hükümet bölgede bir süre sıkı yönetim ilan edilmesine karar verdi. Bu karar Meclis’te çok tartışıldı. Başbakan Fethi Bey Mustafa Kemal’in isteğine uyarak 26 Ekim’de istifa etti. Bakan olmak isteyen çok sayıda mebus vardı ve Halk Fırkası Grubu içerisinde yoğun tartışmalar yaşanıyor, güven oyu alacak yeni bir hükümetin oluşumu çıkmaza giriyordu. Aslında Mustafa Kemal olayların bu yönde gelişeceğini biliyor, rejim değişikliği için şartların olgunlaşmasını bekliyordu. Rasyonel düşünüp davranma anlamına gelen bu tavır, bütün siyasi ve askeri hayatı boyunca O’nun en belirgin özelliği olmuştur. Davranışlarında duygusallığın etkili olduğu Enver Paşa ile aralarındaki en önemli fark budur. 


Gazi, 28 Ekim akşamı İsmet, Kazım, Halit ve Kemaleddin Sami Paşalarla, Fethi Bey’in de aralarında olduğu birkaç mebusu yemeğe çağırdı. Durum görüşüldü; son sözü Mustafa Kemal söyledi: “Efendiler yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz.” Diğerleri gittikten sonra İsmet Paşa ile geç saatlere kadar çalışarak 1921 Teşkilat’ı Esasiye (Anayasa) kanununda bu kararın gereği olarak yapılacak değişiklikleri içeren bir önerge hazırladılar. 29 Ekim’de Fethi Bey’in başkanlığında toplanan Halk Fırkası Grubu’nda yeni hükümetin oluşumu konusu hararetle tartışılıyor ama bir türlü sonuç alınamıyordu. Kemaleddin Sami Paşa söz akarak yemekte kararlaştırılan girişimi yaptı; Mustafa Kemal’in toplantıya çağırılıp soruna bir çözüm bulmasının istenilmesini teklif etti. Gazi davete icabet ederek toplantıya katıldı; çözüm önerisinin bulunduğunu ve bunu açıklayacağını söyledi. Verilen arada odasında güvenilir mebuslarla görüşerek hazırlanan taslağı anlattı. Aradan sonra tekrar başlayan Grup toplantısında konuştu. Bakanlar Kurulu’nun Meclis’in kararıyla oluşmasının sıkıntılara yol açtığını, buna kesin bir çözüm getirmek amacıyla Devletimizin şeklini ve niteliğini değiştirmeye yönelik bir teklif hazırladığını anlatarak bir gece önce hazırlanan beş maddelik tasarı taslağını divan katiplerine okuttuktan sonra toplantıdan ayrıldı. Grup’ta teklif etraflı şekilde görüşüldü ve benimsendi. Ardından akşama doğru TBMM toplantısına geçildi ve teklif burada da okundu; acilen Anayasa Komisyonu’na iletildi. Komisyon’da teklif metninin Anayasa’da hukuka uygun tarzda yer almasını sağlamaya yönelik bazı ifade değişiklikler yapıldıktan sonra on maddelik bir tasarı halinde tekrar Genel Kurul’a geldi ve okundu. Şair ve Türk Ocaklı Mehmet Emin Bey’in teklifi üzerine toplantıda hazır bulunan 158 mebus ayağa kalkarak üç defa “yaşasın Cumhuriyet“ diye bağırarak teklifi oy birliğiyle onamış oldular. Anayasa Komisyonu çalışmalarına devam ederek ileriki günlerde Anayasa’nın bazı maddelerini açıklığa kavuşturan yasal düzenlemeler yaptı; bunlar da Meclis’e sunularak onaylandı. 


Meclis, Devlet’in yeni yönetim şeklini öneren Mustafa Kemal’in teşekkür konuşmasının ve Afyon Mebusu Kâmil Efendi’nin kürsüden yaptığı konuşmanın ardından Gazi Mustafa Kemal Paşa’yı ilk Cumhurbaşkanımız olarak seçti. Mustafa Kemal Cumhurbaşkanlığı görevinden ötürü Parti Başkanlığını sürdürmesinin makamın anlamına uygun düşmeyeceğini düşünerek bu görevini İsmet Paşa’ya devretti. 29 Ekim gecesi Başkentte 101 pare top ateşiyle yurdumuza ve cihana duyuruldu. 


Türkiye‘nin bağımsızlığını, Türk milletinin huzurunu, birlik ve beraberliğini içtenlikle benimseyen, Türkiye Cumhuriyet’i yurttaşı olmanın  gururunu, övüncünü yüreğinde duyan yurttaşlar olarak; 
99 yıl önce Türkiye Cumhuriyeti‘nin kurulduğunu hep bir ağızdan haykırarak ilan eden mebuslarımızın heyecanı paylaşıyoruz ve bizler de haykırıyoruz: 

YAŞASIN CUMHURİYET

YAZIYI PAYLAŞ!